Aslında uzun yıllardır dile getirilen, ancak son yıllarda genişbant internetin ve fiberoptik altyapıların yaygınlaşmasıyla hız kazanan bu durum, “Nesnelerin İnterneti – Internet of the Things” olarak adlandırılıyor. Çok mu uzak sizce? Hiç de değil. Örneğin İspanya’nın başkenti Madrid’de tam 246 bin ağaca yerleştirilen sensörlerle ağaçların durumu ve hava kalitesi kontrol ediliyor. Türkiye’de bazı firmalar soğutucularındaki ısı değerlerini internet üzerinden anlık olarak takip edebiliyor. Yandex Haritalar servisi, filo araçlarındaki GPS’ler ve yeni duyurduğu iPhone uygulamasıyla trafik yoğunluk durumunu doğru değerlerle bilginize sunabiliyor. İşte tüm bu ve buna benzer çözümler, yakın gelecekte interneti yalnızca internet olmaktan çıkartıp, yaşamımızın her anında yanımızda bulunan bir yardımcı haline getiriyor. Nesnelerin internetine, yani yaşamın gelecekteki haline şimdiden hoş geldiniz!..
Yakın geleceğin gelecekle imtihanı
Bilimkurgu türünde hazırlanmış kitaplarda, filmlerde, hatta çizgi filmlerde gördüklerimiz zaman içinde bir bir karşımıza çıkmaya başladı. Otomatik açılıp kapanan kapılardan tutun, saat şeklindeki iletişim cihazlarına kadar sayısız zamane yeniliğini artık hayatımızın bir ‘normali’ olarak yaşıyoruz. Bir istisna, ışınlanma olarak sayılabilir belki ama onun üzerine de bilimsel çalışmalar yapıldığını biliyoruz.
Bir başka film mucizesi ise dört bir yanımızın kameralarla donatılıp bizi tanıması ve buna uygun çözümlerin hayatımıza dahil edilmesiydi. Halk arasında MOBESE olarak adlandırılan bu cihazların ve güvenlik kameralarının birbiriyle olmasa bile yönetim merkezindeki sistemlerle iletişim halinde olduğunu, yani nesneler arası iletişimin hayatımıza zaten girdiğini net bir şekilde söylemek mümkün.
Yakın gelecekte bu teknolojiler daha fazla gündemimizde olacak. Bunu yalnızca bu yazının yazarı olarak ben söylemiyorum. Konu üzerinde dünya genelinde organizasyonlara katılan önemli isim ve fütüristlerin söylemlerini aktarıyorum. Sektör dilinde M2M, yani “Makinelerarası İletişim” olarak da geçen bu kavramın ne boyuta ulaşacağını belirlemek içinse yapmamız gereken, gerçekleştirilmiş araştırmalar ve bu araştırmalar sonucu oluşturulan raporlara bir göz atmak...
Mobil, sen her şeysin!.
Nesnelerin internetinde mobil teknolojilerin ayrı bir önemi bulunuyor. Çünkü bu cihazlar, yalnızca veri üretip paylaşan olmanın ötesinde bir nevi bilgi aktarım istasyonları olarak da çalışıyor. Örneğin cep telefonunuzdan attığınız bir tweet, dünyayı boydan boya geçerek yine size dönebiliyor. Ama bu durum zaten e-postada da vardı diyebilirsiniz haklı olarak. Ama mobilin bu süreci tüm dünyaya hızlı bir şekilde yaydığı da bir gerçek.
Sayıların dilinden konuşalım. Örneğin Ekim ayında San Fransisco’da düzenlenen Internet Trends etkinliğinde gündeme gelen başlıklara bakalım. Rapor, 12 internet trendini kapsıyor: Küreselleşme, mobil, kullanıcı arayüzleri, ticaret, reklam, içerik üretimi, teknoloji ve mobil liderlik, kimlik yönetimi, ekonomi, USA Inc (malum, konferans ABD’de) ve kapanış görüşleri...
Mobil cihazlardan ve mobil internetten başlayalım. Informa WCIS+ tarafından yapılan bir araştırma, ülkelere göre 3G abone sayılarını ve gelişim yüzdelerini ele alıyor. Bu araştırmaya göre ABD ve Japonya, sırasıyla 179 ve 117 milyon 3G abonesiyle sayısal üstünlüğü elinde bulunduruyor. Türkiye, bu sıralamada 11 milyon 3G abonesiyle kendine 19. sırada yer bulabiliyor. 2011’in ikinci çeyreği baz alınarak yapılan bu araştırmada değişim yüzdeleri de kendine yer buluyor. Toplam abone sayısında ancak 19. olan ülkemiz, bir önceki yıla göre yüzde 104’lük büyümeyle dünya üçüncülüğünü eline geçiriyor. Yalnızca iki ülke; yüzde 1050’lik artışla Hindistan ve yüzde 172’lik artışla Çin, Türkiye’nin önünde yer alıyor.
Tabii bu verileri değerlendirirken, bir yandan da penetrasyon oranlarına bakmak gerekiyor. Çünkü, 3G’nin yeni yayılmaya başladığı bir ülke, haliyle daha yüksek artış oranlarına sahip olacaktır. Toplam abone sayısında 117 milyonla ikinciliği elde eden Japonya’da nüfusun tam yüzde 97’si 3G abonesi. Bu oran Kore’de yüzde 82, Avustralya’da yüzde 71 ve İsveç’te yüzde 69. En hızlı büyümede ilk üçü elde eden ülkelerden Hindistan’da yalnızca yüzde 3’lük bir kesim 3G hızından faydalanabiliyor. İkinci sıradaki Çin’de de durum farklı değil: Yüzde 4! Türkiye ise daha dengeli bir konumda. Kayıtlı 11 milyon 3G abonesinin toplam içindeki oranı yüzde 17.
Bu bilgilerin, ana konumuz olan nesnelerin interneti ile hem doğrudan hem de dolaylı ilişkisi bulunuyor. Doğrudan, çünkü cep telefonları –daha çok akıllı telefonlar- da iletişim cihazı olmalarının ötesinde birer nesne. Dolaylı, çünkü cep telefonları üzerinde kullanılan teknolojiler, nesnelerin internetinin yaygınlaşması için gereken küçük boyut, az enerji tüketimi gibi ek teknolojileri şimdiden barındırıyorlar...
Nesnelerin interneti nereden geliyor?
Bu kavramın ortaya atılışı aslında oldukça yeni. Geçtiğimiz yüzyılın sonunda, tam olarak 1999’da, o zamanlar MIT’de (Massachusetts Institute of Technology) RFID teknolojisi ve benzeri teknolojileri geliştiren ekipte yer alan Kevin Ashton tarafından ortaya atılıyor. 1997’de Procter & Gamble’daki ürün müdürleri arasında yer alan ve burada RFID ve sensör standartlarıyla tanışan Ashton, konuyu tanımlayan ilk isim olarak tarihe geçmiş durumda.
Nesnelerin interneti üzerine geçmişte yapılan araştırmalara bakıldığında da üzerinde en çok durulan konunun RFID olduğu görülüyor. Ancak zaman içinde perakende sektörü dışında yeterince yaygınlaşamaması nedeniyle bugün tasvir edilen gelecekte pastadan büyük bir pay almayı başaramıyor. RFID’yi tahtından eden ve ilk örnekleri bu yıl hayatımıza giren NFC ise, kolay kullanım ve ucuz maliyetleri nedeniyle RFID’ye göre çok daha büyük bir potansiyele sahip olarak görülüyor.
Dünya, bu kavramı sevdi
Nesnelerin interneti ya da İngilizce karşılığıyla “Internet of Things” üzerine pek çok kurum yoğun olarak mesai harcıyor. Bu alanda IBM, SAP, Cisco gibi küresel şirketlerin de destek olduğu Internet of Things konferanslarının ilki 2010’da Tokyo, Japonya’da gerçekleştirildi. Japonların robot teknolojisindeki merakını da düşünürsek, Uzakdoğu’da bu kavramın “Robotların interneti” olarak da ele alındığını söyleyebiliriz.
Aynı etkinliğin bu yılki adresi ise Çin oldu. Internet of Things China 2011 isimli organizasyon, nesnelerin internetinin yaygınlaşması için ihtiyaç duyulan çiplerin üretiminin gerçekleştirileceği Çin’i sisteme dahil etmesi açısından ses getirdi.
Elbette tek organizasyon uzakdoğu ülkelerinde düzenlenmiyor. 2010’da Brüksel’de gerçekleştirilen “The 2nd Annual Internet of Things Europe 2010” etkinliği, kavramı Avrupa’da yaygınlaştırması açısından sağladığı faydalarla dikkat çekiyor. Mobil işlemci dünyasının şu an ilk sırasında yer alan Qualcomm’un Gold Sponsor olarak destek verdiği organizasyonda, iş zekası kavramının önemli oyuncularından biri olan SAS’ın da Silver Sponsor olarak yer alması, ortaya çıkacak verinin işlenmesi ve analizinin ne boyutlara ulaşacağını şimdiden belli ediyor.
Bir başka uluslararası organizasyon ise Avrupa’da kendini gösteriyor. Bu kavramın gelişimi için kurulan vetheinternetofthings.eu adresinden ulaşılabilen The Internet of Council oluşumu, kurumlar düzeyinde nesnelerin internetini tanıtması ve düzenlenen organizasyonlarda yer almasıyla önemli bir oluşum. Tüm bunları bir araya getirdiğimizde, nesnelerin internetinin geleceği nokta kendini iyiden iyiye belli ediyor. Ya da başka bir tanımla, geleceğin interneti şimdiden geldi, yaşamaya başladığınız geleceğe şimdiden merhaba deyin...
Melih Çelik_Bilgi Çagı