Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu'nun 2011 yılı Genel Kurulu,
TOBB / DEİK Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Gümrük
ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in katılımıyla
İstanbul'da gerçekleştirildi.
TOBB
Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu’nun DEİK Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma
metni:
“Dış
Ekonomik İlişkiler Kurulumuz’un, 2011 yılı Genel Kurulu’na hoş geldiniz.
Sizleri, şahsım ve DEİK Yönetim Kurulu adına gönül dolusu muhabbetle
selamlıyorum. Gururla söylüyorum ki bugün DEİK, Türk iş dünyasının dışarıya
açılan kapısıdır. Ülkemizden 5 kıtaya atılan köprüdür. DEİK, ekonomimizin
küresel ayağıdır.
Ülkemizin
vizyon sahibi 34 özel sektör örgütünü tek çatı altında buluşturan DEİK; birlikten
doğan gücün, kurumsallaşmış halidir. Bu yıl DEİK, 700’e yakın etkinlik ve çalışma
gerçekleştirerek, varlık amacını hakkıyla yerine getirmiştir. Ben tüm bu
kuruluşlarımıza huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum.
İşte
bu beraberlik, bizim her gün bir adım daha ileriye gitmemizi sağlayan gücümüz
oldu. Önceki Genel Kurulumuzda dile getirdiğimiz pek çok öneri, geçtiğimiz
yasama döneminde gerçekleşti. Eximbank’ın kapasitesi artırıldı. Sanayi
Stratejisi ve Girdi Tedarik Stratejisi hazırlandı. Dış yatırımlar konusuna
sahip çıkıldı. Dış yatırımlar ve hizmet ihracatının teşviki konusunda son
aşamaya gelindi.
Bizlerin
sorunlarını dinleyerek, pek çok konuyu çözüme kavuşturan başta Sayın
Başbakanımız olmak üzere, kıymetli bakanlarımıza en içten şükranlarımı
sunuyorum. Özellikle bakanlıkları döneminde çok yakın çalışma imkanı bulduğumuz,
her zaman özel sektörün yanında olan Sayın Çağlayan, Sayın Yazıcı ve Sayın
Şimşek’e teşekkür ediyorum. Bu çalışmalarda emeği geçen hükümet üyelerimize, Türkiye
Büyük Millet Meclisimize ve bürokratlarımıza, camiamız adına teşekkür ediyorum.
Rona
Bey gerçekleştirdiğimiz çalışmaları özetledi. Bir yıl içinde sağlanan bu
muazzam performansın mimarları olan, başta DEİK yönetim Kurulumuz olmak üzere,
bütün İş-Konseyi başkanlarını, delegeleri ve çalışanları tebrik ediyorum.
Uyumlu ve aktif çalışmalarınızdan dolayı hepinize ayrı ayrı şükranlarımı
sunuyorum.
2008
yılında Amerika’da başlayan Finans Krizinden bu tarafa, dünyada dengeler yerine
oturmadı. Küresel ekonomi yeniden
yapılanırken, özellikle son bir yılda bölgemizdeki değişim ve dönüşüm süreci de
hız kazandı
Bir tarafta, Avrupa ekonomileri
sarsılırken, diğer tarafta ise, yakın coğrafyamızda meşru değişim ve dönüşüm
talepleri, daha yüksek sesle dile getirilmeye başlandı. Güçlü bildiğimiz
ekonomiler sallanıyor, güçlü görünen sistemler yıkılıyor. Dün doğru bilinenler,
bugün sorgulanıyor. Dün oyunu kurma iddiasında olanlar, bugün kendi kartlarını
bile okuyamıyor. Kimsenin öngöremediği bu hızlı değişim sürecinde, kimse neyin
nasıl şekilleneceğini öngöremiyor. Yani değerli dostlarım, içinde bulunduğumuz
dönemde Dünyada yeni bir düzen kuruluyor. Ancak bu değişim süreci öncekilerden
çok farklı. Çünkü artık oyunun sadece kuralı değil, oyunun kendisi değişiyor.
Geçtiğimiz
aylarda bir toplantıda biraraya geldiğimiz Madeleine Albright, diplomasi ile
ilgili hep verilen satranç örneğini eleştirmişti. Beni çok etkilemişti. “Diplomasi
tek boyutlu bir satranç oyununa benzemez. Daha çok bilardoya benzer” demişti. “Sen
bir topu hedeflersin, o topa yönelik bir hamle yaparsın, ıstakayı o topa
vuracak bir topa vurursun. Ama bu arada bir dizi başka top da hareketlenir. Her
bir hamleden sonra yalnızca operasyon yaptığın alanda değil, masanın tamamında
yeni bir durum oluşur. Mutlaka iki toptan fazlası yerinden oynamıştır.” diye anlatmıştı.
Dünyada yaşanan bu karmaşa ortamında, sadece vuracağımız topu değil, “onun
çarptığı diğer topları”, “topun hangi banttan sekeceğini” de hesaplayarak sonuç elde edebiliriz.
Şimdi
stratejiler bu yeni oyuna göre belirlenmek zorunda. Artık refleksler her
zamankinden daha hızlı olmak zorunda. Karar alma süreçleri her zamankinden daha
kısa olmak zorunda. Artık tek bir noktadan
oyunu okumak ve kurmak mümkün değil. . Artık sürekli hareket halinde olmak,
proaktif davranmak zorundayız.
Türkiye
olarak, Türk iş dünyası olarak ise, bizim herkesten daha hızlı olmamız,
reflekslerimizi daha hızlı çalıştırmamız gerekiyor. Zira değişimin merkez üssü,
Türkiye’nin tam ortasında bulunduğu coğrafya.
Bir taraftan batımızdaki ülkelerde ekonomik krizler patlak verirken,
güneyimizde ve doğumuzdaki ülkelerde siyasi krizler yaşanıyor. Türkiye her iki
bölgedeki gelişmelerden doğrudan etkileniyor. Ama unutmayın. Tehlikeye yakın
olmak, fırsata yakın olmaktır.
Eğer
biz herkesin kendi sorunlarına odaklandığı bu süreci iyi değerlendirebilirsek,
atmamız gereken adımları hızlı bir şekilde atarsak, sancılı sürecin sonunda
kazanan biz olacağız. Biz bunu başarmak zorundayız! Ve emin olun, başaracağız!
Bu
süreçte özellikle bizlere önemli görevler düşüyor. Zira sizler ekonominin kanaat
önderlerisizin, yol gösterenlerisiniz. İş dünyası sizin göstereceğiniz yoldan
ilerliyor. Bizler doğru alanlara kanal açmalıyız ki, suyun tamamı doğru
mecralara akabilsin.
Şu
an dünyanın en büyük ortak pazarını kuran AB derin bir ekonomik sorunla karşı
karşıya. GSYİH’nın yüzde 100’ünü aşan kamu borçlarının nasıl ödeneceği
bilinmiyor. Artan faiz yükleri ile birlikte bütçe açıkları hızla artıyor,
bankaların sermayeleri eriyor. Güvenli ekonominin simgesi olarak lanse edilen
Euro ülkeleri, IMF’ye başvuruyor.
Bütün
bu süreç içinde başbakanlar istifa ediyor, hükümetler yıkılıyor. Avrupa’da hükümetlere
ve kurumlara güven kayboluyor, işsizlik ve toplumsal sorunlar artıyor. İşin
daha vahimi, Avrupa bu sorunla nasıl baş edeceğini bilmiyor. Liderler gerekli
adımları atacak cesareti bulamıyor ve AB ülkeleri kendi içlerinde ortak hareket
edemiyorlar.
Bütün
bu olumsuzluklara rağmen Türkiye ekonomisi hem dinamizmini hem de direncini tüm
dünyaya kanıtladı. Son 9 aydaki büyüme oranımız, özel sektör kaynaklı olarak, yüzde
9,6 oranında gerçekleşti. Gelişmiş ülkeler sallanırken, biz rüzgarı arkamıza
aldık, tam yol ileri dedik! İmalat sanayi üretim hacmimizin bu yılın sonunda
118 milyar dolara ulaşmasını bekliyoruz. Özel sektör olarak yaptığımız makine
ve teçhizat yatırımlarının bu yılın sonunda 85 milyar dolara ulaşmasını
bekliyoruz. Sadece son 9 ayda, 1 milyon yüz bin kişi, kayıtlı istihdam
sağladık. Öte yandan AB ülkeleri %10’ları aşan bütçe açıkları verirken, bizim
bütçemiz denk bütçeye yaklaşmış durumda.
Ancak
Avrupa Birliği’ndeki ekonomik kriz kısa sürede çözülecek gibi görünmüyor. Bu
krizin 2012 yılında bizi doğrudan etkileme ihtimali yüksek. Zira AB ekonomisi bizim
için üç açıdan çok önemli: Birincisi; Türkiye ihracatının yüzde 46’sını
AB’ne yapıyor. İkincisi; Ülkemize gelen turistlerin yüzde 60’ı AB’den geliyor. Üçüncü olarak da; Türkiye’ye
gelen yabancı yatırımların yüzde 70’i AB kaynaklı.
Avrupa
Bankacılık Kurumu'nun yaptığı hesaba göre, Avrupa'daki bankaların 106 milyar
Euro sermaye açıkları var. Avrupa bankaları bu sermaye açığını kapatabilmek
için kredi stoklarını 1 trilyon Euro tutarında azaltmak zorunda kalabilirler. İşte
bu nedenle 2012 yılında hem doğrudan döviz kaynağı, hem de kredi imkanı olarak
AB pazarı daralacak.
İşte
sizlerin rolü bu noktada başlıyor. Eskiden ihmal ettiğimiz coğrafyalara gitmek,
dünyayı yeniden keşfetmek zorundayız. İş adamlarımızı, firmalarımızı bu
bölgelere götürmek zorundayız. Bu bölgelerin başında da asya ve güney amerika
geliyor.
Yapılan
bir araştırmaya göre 2050 yılında Dünya’nın en büyük 30 ekonomisinin 12’si Asya
kıtasında yer alacak. Bugün hali hazırda dünyanın en yoğun 50 konteyner
limanının 30’u, en fazla iş yapan 30 havaalanının 10’u Asya’da yer alıyor. Küresel
ekonominin bu yeni çekim merkezi, sınırsız fırsatları da beraberinde getiriyor.
Nitekim bugün dünyanın en büyük ihracatçılarından bir olan Çin, 2015 yılında
dünyanın en büyük ithalatçısı olacak. Ama biz bu bölgelerde hiç yokuz.
Avrupa’daki
krizi fırsat bilerek daha önce ihmal ettiğimiz bu bölgelere hızla girmeliyiz. DEİK
olarak bu konuda hızla pozisyonumuzu alıyoruz. Bu yıl Afrika’da 8 ülkeyle, Asya’da
8 ülkeyle yeni iş konseylerini kurduk. Daha bu sabah Güney Amerikada 6 yeni ülkeyle
iş konseyi kurma kararını aldık. Böylece iş konseyi sayımız 109’a, ülke sayımız
106’ya yükselmiş oldu. Biz yol açmaya, yol almaya devam edeceğiz.
Diğer
yandan Ortadoğu ve Afrika’daki siyasi sorunlar bölge ile ticaretimizi olumsuz
etkiliyor. Kısa vadede bölge ile ticari ilişkilerimiz olumsuz etkilenebilir.
Ancak, doğru politiklar izlendiğinde, orta ve uzun vadede Türk şirketleri
için geniş iş imkanlarını beraberinde
getirecek. Servetin halk kitleleri ile paylaşılması ile, bölgede tüketim ve alt
yapı harcamaları artacak, Türk şirketlerinin bölgedeki pazar payı genişleyecek.
Bu
değişim sürecinde stratejimizi belirlerken iki noktayı da göz önünde
bulundurmak zorundayız. Birincisi;
emtia kaynaklarının azalması ve fiyatlarının artmasıdır. Bakınız, önümüzdeki
süreçte dünya politikaları iki konu etrafında şekillenecek. Enerji ve gıda
kaynakları. Özellikle gıda konusu, giderek daha büyük bir sorun haline geliyor.
Zira nüfus her yıl ortalama 70 milyon kişi artıyor. Yani her yıl dünyaya bir
Türkiye ekleniyor. Ama tarım arazileri daha fazla artırılamıyor. Hepsinden daha
önemlisi orta sınıfa mensup insan sayısı, son 10 yılda sadece Asya’da 2 milyar
arttı. Yani bu şu demek: Bu insanlar şehirleşiyor. Gıda üreticisi olmaktan
çıkıyorlar ve tamamen tüketici haline geliyorlar. Bu da doğal olarak gıda
fiyatlarını artırıyor.
Göz önünde bulundurmamız gereken ikinci
önemli nokta ise; şehirleşme ve orta sınıf artışına bağlı yeni
fırsatlardır. 7 milyara ulaşan dünya nüfusunun yarısı artık şehirlerde yaşıyor.
Bu hızlı şehirleşme ile birlikte önümüzdeki 20 yılda sadece altyapı
gereksinimlerinin 30 ila 40 trilyon dolar arasında alacağı hesaplanıyor.
Bu
dönüşüm ile birlikte yükselen piyasa ekonomileri; havacılık, turizm, sağlık,
altyapı, enerji, perakende sektörlerinde yeni iş ve yatırım fırsatlarını
beraberinde getiriyor. Bu şehirleşen pazarlarla ilgili her türlü bilgiyi ve
desteği şirketlerimize sağlamamız büyük önem arz ediyor. Şirketlerimizin de bu
yeni pazarlara giriş stratejilerini hızla oluşturması gerekiyor.
Şüphesiz,
bu süreçte bize büyük görevler düşmektedir. Bugüne kadar KOBİ’lerimiz ellerinde
çantalarla, dil bilmeden, yol bilmeden, dünyanın dört bir yanında iş yaptı.
Ancak artık devir değişti. Rekabet her zamankinden daha çetin. Dünya her
zamankinden daha hızlı dönüyor. İş yapma sistemleri hızla değişiyor. Bu yeni
süreçte, ihracat ve yatırım yapacak girişimcimize hizmeti yerinde vermek
zorundayız.
Dünyada
ihracat sıralamasında bizden yukarıda olan ülkelerin neredeyse tümü,
firmalarına hizmeti hedef ülkelerdeki ofisler aracılığı ile yapıyorlar. Bu
ofisler tam bir özel sektör mantığı ile işletiliyor. Bizim şirketlerimizin de
yurtdışındaki faaliyetleri kolaylaştırılmalı ve desteklenmelidir. Yeni
pazarlara daha kolay ulaşmak ve payımızı artırmak için, hedef pazarlarda “Türk
Ticaret Kapısı” ofisleri açılmalıdır. DEİK olarak bu konuda uzun süredir çalışmalar
yapıyoruz.
Örneğin,
Alman Odalar Birliği, Alman devletinin desteğiyle, Avrupa’nın en iyi
yapılanmasını kurdu. Alman Odalar Birliği, Çin’de kurduğu ve tam 260 personelin
çalıştığı ofisleri ile nasıl kendi sanayicilerine hizmet veriyor. Biz de DEİK
olarak bunu Sayın Bakanlarımızla birlikte başarmak; dünyanın dört bir yanında
ticaret ofisleri kurmak istiyoruz.
Biz
bu konuda elimizin altındaki bir hazineyi de yıllarca görmezden geldik.
Dünyanın dört bir tarafında yaşayan, binlerce girişimcimiz, binlerce
yatırımcımız var. Bugün sadece Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızın 10 milyar
Euro’luk yatırımları var. Bunlar bizim doğal iş ortaklarımız. Yurt dışındaki
temsilcilerimiz. İhtiyacımız olan her konuda irtibat noktalarımız. Ama bugüne
kadar dağınıktılar. Ne onların bizden haberi vardı ne de bizim onlardan. İşte
şimdi biz bu dağınık gücümüzü bir araya getiriyoruz.
Bildiğiniz
gibi birkaç hafta önce 90 ülkeden 2.200 Türk girişimciyi Sayın Başbakanımızın
himayelerinde, Ekonomi Bakanlığımız’la birlikte düzenlediğimiz “Dünya Türk
Girişimciler Konseyi”nde bir araya getirdik.
Bir
taraftan ekonomik potsansiyelimizi ortaya çıkarırken, diğer taraftan Türk
diasporasının etkinliğinin artırılmasını hedefliyoruz. Bu nedenle önümüzdeki
dönemde diasporamız kapsamında “ülke ve şehir örgütlenmeleri”ni kuracağız.
Bölge komitelerimize ilaveten, ülkelerde ve şehirlerde diasporamızı temsil
edecek ve yönlendirecek, anavatan ile eşgüdümlü çalışabilecek küresel bir ağ
oluşturacağız.
Fransa’da
yaşanılanlar diasporamızın önemini bize bir kez daha gösterdi. Birlikte hareket
eden 500 bin Ermeni’nin oyunu paylaşabilmek için, hilkat garibesi bir yasayı, 37
kişinin oyuyla meclise taşıyorlar. Yanlış olduğunu bile bile, kendileri ile
çelişmek pahasına küçük hesaplara girebiliyorlar. İşte bu yüzden, dış
politikanın ekonomi unsurları ile desteklenmesi çok önemli. Elini cebine attığında para geliyorsa, sözün kılıç gibi olur. Güçlü
ekonomi, etkili dış politika demektir. Açıkça ifade ediyorum: Bir
zamanlar insan hakları ve demokrasisin geleceğine şekil veren Fransa, geleceğe
bakmayı bırakmış, küçük hesapların ülkesi olmuş.
Görüyoruz
ki Avrupa’nın en büyük sorunu aslında geleceği öngürebilen, basiretli lider
eksikliğidir. Ancak, Güneş balçıkla sıvanmaz. Soykırım arayanların, kendi
tarihlerine bakmaları yeter. Daha dün Cezayirde binlerce din kardeşimizi
katlettiler. Tarihleri boyunca gittikleri her yere zulüm götürdüler. Girdikleri
her ülkenin insanını ve kaynağını sömürdüler.
Oysa
bizim ecdadımız tam tersine gittiği her yeri imar etti, zenginliği götürdü.
Bugün Osmanlı coğrafyasına bakın. Her karışında bir eser görürsünüz. Her
şehrinde inşa ettiği hanları, köprüleri, kervansarayları, medreseleri
görürsünüz.
İşte
tam da bu yüzden bazı Avrupalı liderler Libya’yı ziyaret ettiğinde herkes
kuşkuyla bakarken, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Türk heyeti Trablus’a
indiği zaman, geniş halk kitleleri tarafından karşılanıyor, meydanlar dolup
taşıyor. İşte bu yüzden bölge halkları, kendi bayrakları ile Türkiye
Cumhuriyeti’nin bayrağını birlikte sallıyorlar. Onlarla bizim aramızdaki farkın
en somut göstergesi işte budur.
Bizim
büyük hedeflerimiz var. 2023 yılında dünyanın en büyük ekonomisinden biri
olacağız. 500 milyar dolar ihracat yapacağız. Kişi başına gelirimiz 20 bin
dolar olacak. Bakın bütün dünyanın gözü bizim üzerimizde. Ben nereye gitsem
bunu görüyorum.
DEİK
Ailesinin değerli üyeleri, Siz, bu salondakiler kendilerine güvenen, her
zorluğu aşabileceğine inanan insanlar. Sizler, iş dünyasının uç beylerisiniz! Sizler
ya bir yol bulmak için, ya da bir yol açmak için elini taşın altına
koyanlarsınız.
Biliyorum,
sizler Türkiye’nin
sonyıllarda geçirdiği büyük değişimin ve reformların en büyük destekçisi
oldunuz. Ve yine biliyorum ki sizlerin büyük fedakarlıkları olmasaydı Türkiye
bugünlere gelemezdi. Hep öncü oldunuz, hep yol açtınız, yol gösterdiniz. Çünkü
bu coğrafyanın dilini, gönlünü ve ortak hayallerini sizden daha iyi kimse bilemez.
Biz
kendi otomobilimizi de yaparız, kendi uçağımızı da yaparız. Biz koşmak
istiyoruz, koşacak enerjimiz var, cesaretimiz var, gücümüz var. Bu salondakiler
bu hedeflere koşarlar. Ben buna yürekten inanıyorum. Sizlerin azmine, gücüne ve
yapabileceklerine yürekten inanıyorum. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son
verirken, Allah hepinizin yardımcısı olsun. Yolumuz açık olsun.”