Dünya ile rekabet edebilmek için tüm kaynaklarımızı verimli ve
etkin kullanmalıyız. Ülkemizde her yıl yaklaşık 17 milyon ilköğretim ve lise
öğrencisi zamanlarının önemli kısmını okullarda ve dersanelerde hayatlarını
etkileyecek bir teste hazırlanarak geçiriyorlar. Üstelik, herkese uygulanan
aynı testler.
Ülke kaynaklarının böylesine önemli bir kısmının ne
kadar etkin kullanıldığını sorgulamalıyız. Eğitime ilişkin sorgulamalar
genellikle okul sayısı, öğretmen sayısı, GSMH’dan ayrılan pay gibi nicelikler
üzerine odaklanıyor. Ölçülmesi daha güç olduğundan niteliğe ilişkin konular pek
gündeme gelmiyor.
Test odaklı bir eğitim sistemi ile gençlerimizi
geleceğe, ve ülkemizi dünya ile rekabete hazırlayıp hazırlayamayacağımızı
sorgulamalıyız.
Ekonomik kalkınmanın en önemli belirleyicisi
olarak toplumsal eğitim seviyesi gösteriliyor.
Çağdaş, rekabet gücü olan birey sorgulayıcı,
araştırmacı, katılımcı, paylaşımcı, iletişim becerisi olan, insiyatif alan ve
sorumluluk sahibi insandır. Çağdaş bireyler yetiştirmek için tasarlanacak
eğitim sistemi bilgi depolamak üzerine değil, düşünmeyi öğrenmeyi ve bilgiye
ulaşabilmeyi ön plana çıkarmalı.
Gençlerimizi geleceğe hazırlamak için onları öğrenmeyi
seven, yenilikçi ve yaratıcı olan, ekip çalışmasından haz duyan, toplumsal
sorumluluk sahibi bireyler olarak yetiştirmeliyiz.
Dengeli bireylerin yetişmesi, zihinsel gelişimin
sağlıklı bir beden ve güçlü sezgilerle bezenmesi için insanın bir bütün olarak
eğitilmesi gerekir. Bireye özel ilgi göstermek kişisel yeteneklerin ve
özgüvenin gelişmesini sağlar.
En
etkin eğitim örnek oluşturarak verilen eğitimdir. Eğitimde katılımcılığın ve
uygulamanın özendirilmesi eğitimin verimini artırır.
Dünya örnekleri test odaklı eğitimin, eğitimi değerli ve
verimli kılan bu özellikleri zaafiyete uğrattığını göstermektedir.
Test odaklı eğitim sistemleri öğrencileri düşünmekten,
araştırmacılıktan ve ekip çalışmasından uzaklaştırıyor, ezberciliğe ve kalıplar
içinde düşünmeye yönlendiriyor. Günümüz iş dünyasında büyük önem taşıyan takım
çalışması yerine, bireysel rekabeti ön plana çıkarıyor. Başarı düzeyi düşük
öğrencileri, kendi yeteneklerini geliştirmeye yönlendirmek yerine küskünlüğe
itiyor, öğrenme zevkini yaşamaktan uzaklaştırıyor.
Test odaklı eğitim sistemleri öğretmenleri de olumsuz
etkiliyor. Onları ayırımcılığa yönlendiriyor. Öğretmenler “başarılı” olmak için
her öğrencinin yeteneklerini geliştirmek yerine üstün yetenekli öğrencilerin
bulunduğu ortamları seçmeye çalışıyorlar!! En popüler özel öğretmenler
gerçekten en “başarılı” öğretmenler mi? Yoksa, öğrenci seçiminde mi en
“başarılılar?”
Öğretmenler, öğrencileri bir bütün olarak eğitmek yerine
testlerde daha fazla soru sorulan alanlara odaklanıyorlar. Bu hem gençlerimizin
genel anlamda dengeli yetişmesini engelliyor, hem de testlerde öncelikli olmayan
konulardaki yetenekleri yüksek olan gençleri başarısız göstererek onların
motivasyonlarını kırıyor.
Test odaklı bir eğitim sistemiyle gençlerimizi
zamanlarının çok büyük bir kısmını aynı teste hazırlanmak üzere harcamaya
yönlendirmek, bireylerin farklı yetkinliklerini geliştirmeye yeterince zaman
ayıramamasına neden oluyor. Malcolm Gladwell’in ‘Outliers’ kitabında belirttiği
gibi herhangi bir konuda dünya çapında insan yetiştirmek, o konuda en az 10.000
saat deneyimle mümkün oluyor. Türkiye, gençlerine teste hazırlanmaktan başka
zaman bırakmayacak bir yarışa öncelik vererek, hem bireylerin öz yeteneklerinin
körelmesine neden oluyor, hem de dünya çapında insan yetiştirebilmeyi
güçleştiriyor.
Test odaklı eğitim sistemi ülkemizde eğitime ayrılan
sınırlı kaynakların verimsiz kullanılmasına yol açıyor.
Eğitimde yeni teknolojileri kullanmaksızın ve eğitimin
içeriğini güncelleştirme sürecimizi yeniden yapılandırmaksızın dünya ile rekabet
edebilecek nesiller yetiştiremeyiz.
Örneğin, son yıllarda hayatımıza cep telefonları,
otomobil satışları, televizyon programları ve internet ile gelen değişimlerin ne
kadarını eğitim sürecine ve materyaline yansıtabildik? Okul kitaplarının
içeriği ne kadar değişti? Bu değişimleri gerçekleştirme süreçleri ve karar
mercileri teknolojik gelişmeleri takip etme esnekliğine sahip mi? Yoksa, 17
milyon gencimizi temel olarak 20 yıl öncenin teknolojisi ile mi eğitmeye
çalışıyoruz? İlköğretim süresini 8 yıla çıkarmak yeterli mi? Yoksa, 8 yılın
sonunda hangi beceri ve yeteneklere sahip mezunlar yetiştirmemiz
gerektiğini yeniden düşünmemiz ve eğitim sistemimizi buna göre yapılandırmamız
mı gerekiyor?
Çağdaş eğitim sistemi için öncelikle her sınıf için
kapsanacak konular her yıl elden geçirilmeli; her bir konunun içeriği o konunun
uzmanlarını, çocuk psikologlarını, grafikerleri ve teknoloji uzmanlarını
barındıran takımlar tarafından hazırlanmalıdır. Bu içerik hem okul kitaplarına,
hem de internette etkileşimli ortama yansıtılmalıdır.
Birçok okulumuzdaki laboratuvar eksikliği göz önüne
alındığında sanal deneylerin hazırlanması ve internet aracılığı ile bilgisayara
ulaşabilen tüm öğrencilere sunulması eğitim açısından faydalı olacaktır. Yine
öğrencilerin kapsamdaki konularla ilgili sorularını internet üzerinden
cevaplandıracak bir sistem kurulması öğrenme etkinliğini artıracaktır.
Öğrencilerin kendilerini test edebilecekleri, ve
geliştirmeye ihtiyaç duydukları alanları görebilecekleri ve bu alanlarla ilgili
bilgilere ulaşabilecekleri bir ortamın internette oluşturulması özel derslerin
her isteyene açık olması anlamına gelecektir.
Güncel olayların tarihçesini ve önemini anlatan kısa
bilgilerin derlenmesi ve yine internet üzerinden sunulması öğrencilerimizin ilgi
düzeyini yükseltecek bir yaklaşımdır. Öğrencilerin dünya üzerindeki diğer bilgi
kaynaklarına rahatlıkla ulaşmalarını sağlamak üzere bir arama ve tercüme
motorunun sağlanması da önemlidir. Eğitsel oyunların internet üzerinden
sunulması da ilgiyi artıracaktır.
Yine öğrencilerin ilgi alanlarını daha iyi
belirleyebilmeleri ve daha bilinçli meslek seçimleri yapabilmeleri için
konularında uzman kişilerle söyleşilerin de sanal ortamda sunulması faydalı
olacaktır.
Eğitim anlayışı ve süreçlerinde bu dönüşümü
sağlayabilirsek gençlerimizin eğitimden anladıkları, mekanik bir şekilde “bilgi
yüklemesi” değil, öğrenme, bilgiye erişme, düşünme ve paylaşma yeteneklerinin
gelişmesi olabilir.
Özetle, test odaklı eğitim sistemi toplumu tek tip insan
yetiştirmeye yöneltiyor. Oysa, bir toplumun zenginliği farklılıların
yeşerebildiği, bireylerin kendilerini yetenekleri doğrultusunda geliştirebildiği
bir iklimin oluşmasına bağlıdır. Eğitim sistemini dünyanın en iyileriyle
rekabet edebilecek konuma getirmeyen ülkeler dünya ile rekabette başarılı
olamayacaklar. Bu nedenle, eğitim sistemimizde reforma gitmek sürdürülebilir
refaha erişebilmenin ilk adımı olacaktır.
Dr. Yılmaz ARGÜDEN
Yönetim Kurulu Başkanı
ARGE
Danışmanlık
Rothschild, Türkiye
www.arguden.net