Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi, ülkemizin
arkeolojik zenginliklerini gündeme getiren Anadolu Uygarlıkları Sergi Dizisinin
bir devamı olarak “Lidyalılar ve Dünyaları” adlı sergiye ev sahipliği
yapıyor. Serginin danışmanlığını ömürlerini Sardes kazılarına adayan Prof. Dr.
Nicholas Cahill ve Prof. Dr. Crawford H.Greenewalt yapıyor. Yapı Kredi Kültür
Sanat Yayıncılık, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler
Genel Müdürlüğü ve Sardes Kazı Başkanlığı işbirliğiyle açılan sergi, 19 Şubat
-15 Mayıs 2010 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek.
Prof. Dr. Nicholas Cahill ve Prof. Dr. Crawford
H.Greenewalt 19 Şubat Cuma günü saat 18.30’da Sermet Çifter Salonu’nda
sanatseverlerle buluşup Lidya uygarlığını anlatan bir söyleşiye katılıyor.
Başta Manisa Müzesi olmak üzere
Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri, İzmir
Arkeoloji Müzesi, Efes, Ödemiş, Milet ve Gordion Müzeleri ile Vehbi Koç Vakfı
Sadberk Hanım Müzesi’nden gelen toplam 245 eser, ziyaretçileri Lidya
Krallığı’nın ihtişamlı günlerine götürecek. Anadolu arkeolojisine büyük
katkılar yapan şu anki Sardeis Kazı Başkanı Prof. Dr. Nicholas Cahill ve 50
yıldan fazla kazı başkanlığı yapmış olan Prof. Dr. Crawford H.Greenewalt ile
konunun uzmanlarının uzun soluklu çalışmaları sonucu hazırlanan sergi ve
kapsamlı sergi kitabı kendi alanında bir başvuru kaynağı olmaya aday. Lidya
uygarlığı konusunda kaynak sıkıntısı çekilen ülkemizde, bu çalışma büyük bir
boşluğu dolduracak nitelikte. Hazırlık çalışmaları Şennur Şentürk tarafından
yürütülen serginin tasarımını Sadık Karamustafa yaptı.
Sergiye paralel olarak pek
çok etkinlik düzenleniyor. 19 Şubat Cuma günü saat 18.30’da Prof. Dr. Nicholas
Cahill ve Prof. Dr. Crawford H.Greenewalt Sermet Çifter Salonu’nda
sanatseverlerle buluşup Lidya uygarlığını anlatan bir söyleşiye katılıyor. Mart
ayında “Altını Bulan, Parayı İcat Eden Lidyalıların Ülkesine Seyahat” başlıklı
çocuk atölyeleri ve arkeolog Nihat Tekdemir eşliğinde sergi gezileri
düzenlenecek. Ayrıca Lidya-Pers hazinelerinden oluşan Karun Hazineleri’nin 25
yıl sonra Türkiye’ye geri getiriliş hikâyesi, 19 Mart’ta Özgen Acar’ın
katılacağı söyleşide ele alınacak.
Geçmişten Bugüne Lidya
Uygarlığı ve Sardes
Bugüne dek sürdürülen kazı ve
bilimsel araştırmalar; Lidyalılar’ın bir Anadolu uygarlığı olduğunu, Doğu ve
Batı arasında kültür alışverişinin sağlanmasında önemli roller üstlendiklerini
ve parayı icat ederek tarih sahnesinde yerlerini aldıklarını ortaya koyuyor.
Lidya Krallığı’nın başkenti olan Sardeis’te ilk yerleşimler M.Ö.5000’den
itibaren başladı. Arkeolojik kazılarda Neolitik, Tunç Çağı ve Demirçağ’ın
izlerine rastlanmakla birlikte Lidyalılar, M.Ö. 680-547 yılları arasında en
parlak dönemlerini yaşadılar.
Sardeis; Bozdağ eteklerinde,
Ege sahilinden Anadolu’ya uzanan ana yolların üzerinde yer alan stratejik bir
noktadadır (Bugünkü Sart Kasabası’nda Sardeis Kazıları devam ediyor). Bu
güvenli ve bereketli topraklar, Gediz Nehri’nin iyi sulanan ovasına ve Marmara
Gölü bakar. Şehrin akropolisi, engebeli sarp kayalıklar üzerinde ovadan 300
metre yukarıda yükselen nerdeyse fethedilemez bir iç kaledir. Akropolisin
eteğindeki Paktolos Nehri, Sardeis’e hem su hem de altını taşımıştır. En erken
Yunan kaynakları Lidya Kralını “altın zengini” olarak anlatmış ve “altın”
Sardeis ve genel olarak bölge için kullanılan yaygın bir sıfat hâline
gelmiştir. Yunan ve Roma efsanelerinde Paktolos’taki altının varlığı, dokunduğu
her şeyi altına çeviren Frig Kralı Midas’ın burada yıkanmasının sonucudur.
M.Ö.1. yüzyılda, Strabon’un zamanına gelindiğinde Paktolos’taki altın
tükenmişti ancak Sardeis ve Lidyalılar “altın” sıfatını asla kaybetmediler.
Şehir ve civarı diğer kaynaklar açısından da zengindi. Hellenistik dönemde, Sardeis
yakınlarındaki Bozdağ’ın sık ormanları kısmen saraya tahsis edilmişti ayrıca
bölgede mermer ocakları bulunuyordu. Sardeis etrafındaki verimli ovada,
özellikle Pers döneminde olağanüstü gömü hediyeleri barındıran tümülüslere
defnedilmiş zengin toprak sahiplerinin yaşadığı köyler bulunuyordu.
Pers İstilası ve Lidya
Uygarlığı’nın Sonu
Perslerin Batı’ya doğru ilerlemeleri sonucu Lidya Krallığı
kuşatıldı ve zorlu savaşlar yaşandı. Bugün kazılarda ortaya çıkan iskelet ve
kalıntılardan da bu savaşın izlerini görmek mümkün.
Pers istilası, ünlü tarihçi Herodot tarafında da uzun uzun
anlatılmıştır; Herodot’a göre Persler ile Lidyalılar arasındaki husumeti
başlatan Lidya Kralı Kroisos’tur. M.Ö. 6. yüzyılın ortalarında Pers Kralı
Kyros, Medlerin Kralı ve Kroisos’un kayınbiraderi Astyages’e karşı ayaklanmış
ve iktidarı ele geçirerek kralı hapse atmıştır. Akrabasının intikamını almak ve
Kyros’un giderek güç kazanmasını engellemek isteyen Kroisos, kendi
imparatorluğunun sınırlarını genişletme şansı yakalamış ve savaş hazırlıklarına
başlamıştır. Herodot’a göre kralın ilk işi; Yunanistan, Anadolu ve Libya’daki
bütün kehanet merkezlerini araştırmak olur. En güvenilir merkezin Delphoi’da
bulunduğunu öğrenince daha önce eşi benzeri görülmemiş, bir daha Yunan dünyasında
asla emsallerine rastlanmayacak altınlar, gümüşler, hayvanlar, mobilyalar ve
diğer değerli eşyayı Delphi Kehanet Ocağı’na sunar. Ardından kâhine Perslere
karşı sefere mi çıkması yoksa müttefik mi araması gerektiğini sorar. Kâhin de
bildik muğlâk ifadesiyle eğer Kroisos Kyros’a saldırırsa büyük bir
imparatorluğun yok olacağını ve kalanın Yunanların en güçlüsüyle ittifak
halinde olacağını söyler.
Kâhinin öğüdünü yanlış anlayan ama yine de cesaretlenen
Kroisos, Spartalılar ile birlik olur ve Kyros’a karşı sefere çıkar. İki ordu
Kapadokya’daki Pteria şehrinde (bugünkü Kerkenes Dağı) karşılaşır. Savaş
alanında sayılarının az olduğunu fark eden Lidyalılar, buna rağmen Perslerin
üstünlük sağlamasını engellerler. Ardından Kroisos Babilliler ve Mısırlılardan
destek bulabilmek amacıyla geri çekilir. Sefer mevsimi sona ermek üzere
olduğundan Kroisos paralı askerlerini terhis eder ve müttefiklerine de baharda
tekrar bir araya geleceklerini söyler. Ne var ki, Kyros Kroisos’un hazırlıksız
durumundan yararlanır ve Sardeis’e doğru yola çıkar. İki ordu şehir önlerinde
tekrar karşı karşıya gelir ve savaş Lidyalıların aleyhine dönmeye başlar.
Zamanın en iyisi olan Lidya atlıları ile Kroisos’un en güçlü bölüğü, Kyros’un
kafilesindeki develeri savaş alanına salmasıyla ürken atlar yüzünden kargaşaya
sürüklenir. Lidyalılar surların arkasına sürülür ve kuşatılırlar. 14 günün
ardından Hyroiades adlı bir Mardialı, Sardes akropolisinde Lidyalıların çok
sarp olduğu için nöbetçi dikmedikleri bir kayalığı tırmanır ve onu Pers ordusu
izler. Böylece Sardes ele geçirilir ve bütün şehir yağmalanır. Böylece sona
eren aslında Kroisos’un imparatorluğu olur ve Batı tarihinde bir dönüm noktası
yaşanır.
Kuşatma sırasında Kroisos canlı ele geçirilir ve tarihin en
ünlü hikâyelerinden birine konu olur: Kyros eski kralı cenazesi için
hazırlanmış odun yığını üzerinde yakmak için hazırlık yapar. Alevler
yükselirken Kroisos, kendisini zenginliğinin zirvesindeyken ziyaret eden ve onu
insanın ancak mutlu bir sona kavuştuğunda gerçekten mutlu sayılabileceği konusunda
uyaran Atinalı bilge Solon’un adını haykırır. Kralın hayatı tanrısal bir
müdahale ile kurtulur ve sonunda Solon’un bilgece tavsiyesindeki gerçeği
kavrayarak Kyros’un danışmanı olur. Pers kralının izniyle Delphi’a gider ve
kâhine tanrının öngörüsüne rağmen savaşın nasıl aksine sonuçlandığını sorar.
Tanrı Apollon, Kroisos’un düşüşünü üç yıl boyunca geciktirdiğini, “kâhin
Loksias’ın (yani Apollon’un) sadece Perslere saldırırsa büyük bir
imparatorluğun yok olacağını haber verdiğini, ama kralın doğru düşünebilseydi
yıkılacak imparatorluğun kendisininki mi yoksa Kyros’unki mi diye sordurtması
gerektiğini söylemiştir. Fakat Kroisos söylenenleri anlamamış ve başka sorular
sormamıştır. Bu yüzden kendisini suçlamalıdır
Zengin Lidya toprakları M.Ö. 334 yılında Büyük İskender ve
M.Ö. 214 yılında III. Antiochos tarafından da kuşatıldı. Daha sonra Osmanlı
dönemine kadar Roma, Bizans ve Türkmen Beyliklerinin yaşadığı bir coğrafya
olmuştur.