İstanbul üzerine ne söylense az. Bugüne kadar, farklı
yaklaşımlar ve farklı konu bütünlükleri üzerinden sayısız İstanbul kitabı yayımlandı.
Yapı Kredi Yayınları da bu değerli çalışmaların üstüne bir yenisini ekledi. Yapı
Kredi Yayınları’nın şehir monografileri dizisinden çıkan Karaların ev Denizlerin Sultanı İstanbul’u Filiz Özdem hazırladı,
Doğan Kuban’dan Mehmet Özdoğan’a, Ekrem Işın, Murat Belge, Suraiya Faroqhi,
Gönül Paçacı, Catherine Pinguet, Mehmet Özdoğan, Engin Akyürek, Zakarya Mildanoğlu,
Naim Güleryüz, Zafer Karaca, Kenan Mortan, Gökhan Akçura, Artun Ünsal’a toplam
43 isim, bu çalışmanın ortaya çıkmasında yazılarıyla katkıda bulundu.
Karaların ve
Denizlerin Sultanı İstanbul hacimli bir kitap olmasının yanı sıra görsel
zenginliğiyle de dikkat çekiyor. Bu kitap, bazen içinde sıkışıp kaldığımız,
bazen yabancısı olduğumuz, bazen de kanıksadığımız ve fark etmez hale
geldiğimiz İstanbul’a Ali Konyalı’nın objektifinden yeniden bakmaya davet
ediyor. Ali Konyalı’nın çektiği fotoğraflarda, belki de hiç görmediğimiz ya da
yanından geçerken çoğunlukla bakmadığımız veya baktığımızda görmediğimiz
yerler, yapılar ve ayrıntılar kitaba estetik bir boyut kazandırıyor.
Doğal güzelliklerinin yanı sıra, çokkültürlü yapısının iç
içe girmiş işaretleriyle de büyüleyici bu şehir üzerine iki ciltten oluşan Karaların ve Denizlerin Sultanı İstanbul’da
şehrin kültür tarihini, kültür mirasını öne çıkarmaya özen gösterip havasından suyuna,
müziğinden lokantalarına, uzak geçmişinden modasına, kiliselerinden camilerine,
hanlarından sahaflarına, sinemalarından el sanatlarına kadar pek çok alana dair
yazılara yer verilerek İstanbul’a odaklanılıyor.
Doğan Kuban’ın “Topografyanın Yarattığı Kent” başlıklı
yazısında ifade ettiği gibi, “İstanbul’u topografya yaratmıştır. İstanbul
yaşamını da deniz yaratır. Deniz İstanbul’un iki yakasını ayırmaz, birleştirir.
Eski İstanbullu her çağda bir deniz kıyısı adamıdır. Denizi görmeden ya da
ondan uzak yaşadığı zaman İstanbullu olunmaz. Ne var ki 1950 sonrası İstanbul’u
böyle bir İstanbullu yaratmıştır. Ümraniye’den Alemdağı’na gitmekle, İzmit’ten
Bolu’ya gitmek arasında bir fark yoktur. Çatalca ya da Hadımköy İstanbul
değildi, İstanbul olmamıştır. Bu gözlemler kentin tanımına esas olarak tarihî
yapıyı temel almak anlamına gelir. Büyük bir tarih kentinden söz ederken 2500
yıllık bir tarih bir yana bırakılıp 50 yıllık bir plansız gelişme temel
alınamaz. Başka bir anlatımla İstanbul, denizden görülen karalar ya da karadan
görülen denizler kadar İstanbul’dur. İmparatorluklar başkenti olmasını da buna
borçludur.”
Karaların ve Denizlerin Sultanı
İstanbul
Hazırlayan: Filiz Özdem, Fotoğraflar:
Ali Konyalı,
Yapı Kredi Yayınları,
Cilt I 467 sayfa, Cilt II 487 sayfa