Dünya
teknolojik gelişmelerle her geçen gün daha da küçülüyor. Herhangi bir ülkede
yapılacak yatırımların olası etkilerinin olumsuz olması şirketlerin tüm
dünyadaki algılanmalarını ve dolayısıyla performanslarını etkiliyor. Bu
nedenle, özellikle tabii kaynakları geliştirme yönünde faaliyet gösteren
şirketler ciddi yatırımlara başlamadan önce birçok alanda olası etki
analizlerini gerçekleştirmek ve bu etkileri en aza indirecek tedbirleri almak
durumunda kalıyorlar. Bu konuda gelişen standartlar çok farklı konularda
değerlendirme yapma gereksinimini ortaya koyuyor. Bu standartlardan en sık
kullanılan ise IFC’nin çevre, sosyal ve yönetişim etkilerini ölçme konusunda
ortaya koyduğu standarlar. Ancak, ister uluslar arası finansman sağlayıcı
kurumların (Dünya Bankası, EBRD, çeşitli Exim bankaları gibi) kabul ettikleri
‘Equator Prensipleri’, isterse Global Reporting Initiative (GRI) olsun her geçen
gün bu standartlar birbirlerine yaklaşıyorlar.
IFC
standarlarına göre bir yatırımın sorumlu yatırım olarak kabul edilebilmesi için
sekiz konuda değerlendirme ve olası etkileri en aza indirecek tedbir paketleri
oluşturmak gerekiyor. Bu sekiz alan şu şekilde özetlenebilir: (i) Olası sosyal
ve çevresel etkilerin ve bunları giderecek yönetim sistemlerinin tespit
edilmesi, (ii) Çalışma şartları ve işgücü piyasası etkileri, (iii) Hava ve su
kirliliğinin önlenmesi ve olası risklerin yönetimi, (iv) Yatırım mahalindeki
yerleşkelerdeki insanların sağlık ve güvenliklerinin korunması, (v) Toprak
alımlarında uzlaşmacı ve adil yaklaşımların sergilenmesi ve yerinden edinilen
insanların haklarının korunması, (vi) tabiattaki türlerin çeşitliliğinin
korunması ve kaynakların sürdürülebilirliğin sağlanması, (vii) Yerel
toplulukların haklarının korunması, ve (viii) Kültürel varlıkların
korunması.
Birçok uluslar arası kurum önemli sosyal, kültürel ve
çevresel etkileri olabilecek projelere finansman sağlamadan önce bu tip
standartlara uyumu şart koşuyor. Nitekim, ülkemizde de Ilısu barajı projesinin
finansmanında, Bakü-Ceyhan boru hatlarının finansmanında hep bu tip
değerlendirmeler birer ön şart olarak gündeme geldi.
Sorumlu yatırımlar için değerlendirmeye alınacak konular
belirlenirken şu ilkelere dikkat ediliyor: (1) Olası etkilerin boyutu, (2i)
Değerlendirmeye alınan paydaşların kapsamı, (3) Sürdürülebilirlik ortamı ve
etkisi, ve (4) değerlendirmenin kapsamı.
Sürdürülebilirlik raporlarının kalitesi için ise şu
ilklere dikkat ediliyor: (a) Olumlu ve olumsuz etkilerin dengeli olarak
raporlanması, (b) Zaman içerisindeki gelişmlerin ve en iyi örneklerle
kıyaslamaların raporlanması, (c) Ölçümlemelerin doğruluğu, (d) Raporlarda
kullanılan bilgilerin güvenilirliği, (e) Raporların zamanında oluşturulması ve
paylaşılması, ve (f) Raporların kolayca anlaşılabilir olması ve kamuoyuyla
paylaşılması. Ayrıca, raporların bağımsız üçüncü partilerce denetlenmiş olması
çalışmanın kalitesini artıran önemli bir unsur olarak değerlendiriliyor.
Bu
konularda ortaya konan standartlara uyum sağlamanın şirketlere sağladığı birçok
fayda oluyor: (i) Projenin gecikme veya durdurulmasına neden olabiliecek grev,
boykot, yeniden tasarlanma gereği, olumsuz algı veya yatırımcıların endişelenme
sonucu finansman sağlamaması gibi risklerin baştan belirlenip, gerekli
önlemlerin alınmasının sağlanması, (ii) Yatırımların uygulama performansının ve
olumlu toplumsal etkilerinin artması, ve (iii) Uluslar arası kurumların
desteğinin ve güveninin kazanılması gibi…
Ülkemizde artmakta olan madencilik, enerji ve ulaştırma
koridorları gibi yatırımlara girerken konuyu sadece ekonomik bir fizibilite
olarak değerlendirmenin ötesinde projelerin olası çevresel, sosyal ve kültürel
etkilerinin değerlendirilmesi, baz ölçümlemelerin proje başlamadan önce
yapılması ve olası etkileri ilgili paydaşların çıkarlarını koruyacak şekilde en
aza indirgeyecek tedbirlerle ilgili bir stratejinin ve uygulama aşaması için
yönetişim sistematiğinin kurgulanması önem kazanıyor. Bu nedenle, çevresini
korumayan projelerin hayata geçirilmesinin mümkün olmayacağını anlayıp,
fizibilite çalışmalarının ve ön hazırlıkların çok geniş bir kapsam içermesini
planlamalıyız. Özetle, sorunsuz kazanç için sorumlu yatırım anlayışını hayata
geçirmeliyiz.
Dr. Yılmaz ARGÜDEN
Yönetim Kurulu Başkanı
ARGE
Danışmanlık
Rothschild, Türkiye
www.arguden.net