Yapı Kredi Yayınları
tarafından yayımlanan Çin ve Dünya / Ejder ve Yabancı Deccallar, H. Hülya
Kocaoluk’un özenli çevirisiyle Türkçe’ye kazandırıldı. Ele aldığı uygarlığın
farklı hanedanlar altında, farklı türden yabancılarla ilişkilerini
aydınlatırken bile temel bazı özellikleri koruduğunu vurgulayan Gelber’in
yapıtı, bugün Çin’e yaklaşmak isteyen her yabancının izleyebileceği ilkeleri
vurgulaması açısından göz atılması gereken bir eser.
Dünyanın en eski ve
en büyük devletlerinden; bugün dünya nüfusunun beşte birinin üzerine yaşadığı
bu topraklarda insanoğlu Pekin Ademi’yle birlikte yarım milyon yıl önce
varlığını belirtmişti, yaklaşık üç bin yıldır da bugünkü uygarlığı
oluşturmakta. Tarih boyunca egzotik bir merakla ilgi çekti, kimi zaman
Hunlar’la kıyasıya mücadele ederek devasa Çin Seddi’ni inşa eden Orta Asya’daki
rakip komşularıydı, kimi zaman Marco Polo gibi Avrupalı seyyahların hayallerini
süsleyen İpek ve Baharat Yolları’nın ucundaki zenginliklerin diyarıydı. Geçtiğimiz
yüzyılda yepyeni bir deriye bürünmüş bir şekilde uzakdoğunun bu dev ejderi
tekrar dünyanın üzerine gölgesini düşürmeye başladı: Mao’yla başlayan komünist
kalkınmanın kapitalist ekonomiyle bir araya gelmesiyle bugün kimilerinin
gıptayla kimilerinin de ürküntüyle baktığı 21. yüzyıl ekonomisinin devi Çin
Halk Cumhuriyeti meydana geldi.
Avustralya’nın
önemli tarihçilerinden ve uluslararası ilişkiler uzmanlarından olan Harry G.
Gelber, bu Asyalı devin özellikle yabancıların gözünden ve yabancılarla ilişkileri
üzerinden tarih boyunca nasıl kurgulanıp idare edilmeye çalıştığını vurguladığı
çalışmasıyla Türkçe okurlarına da Çin’in tarihini anlatıyor. Ejder ve Yabancı
Deccaller adlı yapıtında, Çin tarihini M.Ö. 1100 yılından günümüze gelinceye
kadar, bu düzeyde bir yapıtta rastlanılmayacak rahat bir anlatımla okurlarına
aktarıyor, kimi zaman da bazı egzotik temaları magazinsel bir tarihçi üslubuyla
dinlendirici parçalar olarak işleyebiliyor. Kaynaklara dayanarak ciddi bir
çalışma gerçekleştirmiş olmasına rağmen, her düzeyden okuru rahatlıkla
kapsayacak bir dil kullanarak malumatfuruşluk yapmanın ötesine geçiyor. Yapıt
günümüze yaklaştıkça daha detaylı bir tablo sunuyor ve Çin ile yabancılar
arasında artan ilişkileri kusursuza yakın bir netlikle okurların önüne
seriyor.
(…)Çin, tekrarlanıp duran bazı döngülerden
geçmiştir, çalkantı ve karmaşadan güçlü merkezi hükümete, oradan gene çalkantı
ve karmaşaya dönmüştür. Görünürde her döngüye yol açan, Çin devletinin üç belli
başlı sorunu olmuştur: Nüfus artışı, şahsa dayalı merkezi idare ve oynak,
değişken sınırlar. Kitapta her üçü de ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
(…)Hatta birbiri ardından gelen hanedanların
karşılaştığı bazı temel sorunların bile Mao’nun elli yıllık “hanedan”
idaresinde yankılarını duymak mümkündür. Eğer Tang, Song, Ming ve Çing
hanedanlarının altını kazan, nüfus artışı, merkezi idare ve sınır denetimi gibi
birbiriyle bağlantılı sorunlar idiyse, 2000 yılında Çin, bu sorunların
üstesinden gelebilmiş değildir. Çin’in nüfusu 1945 sonrasında üç misli
artmıştır. Dünya tarihinde, hiç kimse 1,3 milyar insanı bir tek merkezden
yönetmeye kalkmamıştır ve bunun nasıl yapılacağı, hatta yapılıp yapılamayacağı
hâlâ meçhuldür.