Yapı
Kredi Yayınları, Martin Amis’in Görüş Evi kitabını yayımladı.
Dilek Şendil’in
çevirdiği kitap, Amis’in Londra’da Bir Park’taki dil
ustalığını sürdürdüğü, Dostoyevski’den Conrad’a, Nabokov’dan
Soljenitsin’e acılarla yoğrulmuş Rus kültürünün en büyük yazarlarına selam
göndererek yazdığı, çarpıcı bir roman. Yapı Kredi Yayınları, daha önce Amis’in
“enerjik, cüretkâr, çağdaş bir aşk ve cinnet öyküsü” olan Londra’da Bir Park
romanını Dost Körpe çevirisiyle yayımlamıştı.
Sovyetler
Birliği’nin devlet kamplarında yaşamış eski bir mahkûm, yıllar sonra Amerikalı
üvey kızı Venüs’e bir mektup yazar. Yıl 2004’tür, yaşadıklarının üzerinden
yarım yüzyıldan uzun bir süre geçmiştir. Venüs’ün yaşadığı ABD, 11 Eylül’ün
yaralarını sararken, 2004’ün Eylül ayında Beslan okulundaki katliamla sarsılan
Rusya ise yeni sorunlarla karşı karşıya gelir. İkinci Dünya Savaşı sonrasına
yaptığı yolculukta, 84 yaşındaki mahkûm, ağabeyi Lev’le yaşadıklarını ve
ikisinin de âşık olduğu Yahudi güzel Zoya’ya olan tutkusunu anlatacak,
Rusya’nın karmaşık tarihindeki bir sayfayı aydınlatacaktır.
Çağdaş
İngiliz romanında düzyazı üslubu en çok hayranlık uyandıran yazarların başında
gelen Martin Amis, Stalin dönemini anlatan bir dizi kitap yazmış, döneme ait en
acı hatıraları ise Görüş Evi isimli bu romanına saklamıştı. James
Joyce’un dilsel deneyleriyle Saul Bellow’un duygusal işçiliğini birleştiren
üslubuyla Zadie Smith’ten Jonathan Safran Foer’a günümüzün genç yeteneklerinin
usta olarak kabul ettikleri Amis, Görüş Evi’ni yazmaya 2002 tarihli çok
eleştirilen Yellow Dog kitabından sonra Uruguay’da başladı. İlk başta
Saddam Hüseyin ve 11 Eylül saldırılarını düzenleyen Muhammed Atta üzerine
kaleme aldığı öykülerle birlikte yayımlamayı planladığı Görüş Evi, kısa
bir öyküden bir ‘novella’ya dönüştü. 86 yaşında, görmüş geçirmiş bir Rus
erkeğin Afrikalı-Amerikalı torununa hayatını anlatışı şeklinde tasarlanan Görüş
Evi, İkinci Dünya Savaşı günlerinden başlayıp günümüzün terör sorunlarına
dek uzanan bir kapsama ve iddiaya sahip. Tarihindeki büyük olayların ağırlığı
altında acı çeken Rusya’yı, Dostoyevski ve Çehov’dan Nabokov’a pek çok usta
yazarının ölümünden sonra bir kez daha edebiyat sahnesinin merkezine oturtan
projesiyle Amis, hem beslendiği edebi geleneği sürdürüyor hem de uzun süredir
tartıştığı Batılılaşma, İslamlaşma gibi temaları bir roman kurgusu içinde
inceliyor.
Kitapta
tarif edilen ‘Görüş Evi’, mahkûmların eşleriyle birlikte olabildikleri, yaşadıkları
kâbusun içinde cennetimsi, büyüleyici hatıralara ulaşabildikleri tek yer. Tıpkı
Soljenitsin’in Ivan Denisoviç’in Yaşamında Bir Gün kitabında olduğu
gibi, Görüş Evi’nde de Sovyet çalışma kampları gerçekçi ve yürek burkan
ayrıntılarla işleniyor. Sovyet devletinin kendi halkı arasında faşistlikle
suçladığı politik isimleri olduğu kadar ufak tefek suçlardan hapis yatanları da
gönderebildiği Görüş Evi’nin üzerinde ise otoriter lider Stalin’in gölgesi
dolanıyor. Martin Amis’in de gösterdiği gibi, gulag, içindeki mahkûmların
sınandığı, kişilik özelliklerinin ortaya döküldüğü bir yer. Bir nevi hayat
mikrokozmosu.