Refah düzeyini
artırabilen bir Türkiye için hangi siyasi partinin desteklendiğinden bağımsız
olarak ciddi yapısal sorunları çözecek bir reform programını
gerçekleştirmeliyiz.
Siyaset toplumun yansımasıdır. Bu nedenle, her birimiz
öncelikle kendimiz de ilgilendiren konularda uzun vadeli sürdürülebilirliği
düşünüp bazı ödünler vermeyi hazmetmeksizin, siyaset kurumunun bu çözümleri
toplumdan bağımsız olarak üretmesi hayalciliğine kapılmamalıyız.
Hangi siyasi partinin iktidarda olduğundan bağımsız
olarak demokrasilerin önemli sorunlarından birisi de yöneticilerin kısa
vadeye odaklanmasıdır. Bu nedenle, getirisi uzun vadede ortaya çıkabilecek
çözümlerin uygulanması güçleşmektedir. Türkiye’de de önümüzdeki dokuz yılda en
az bir referandum (sayısı artabilir) ve altı seçimin geliyor olması yapısal
reformların gerçekleştirilme olasılığını düşüren bir unsurdur. 2007 yılındaki
referandumla seçimlerin her beş yılda bir yerine, her dört yılda bir
yapılmasının ve her beş senede bir Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin
kabul edilmiş olması ve yerel seçimlerin takvimi dikkate alıdığında ortalama her
18 ayda bir seçim gerçekleşecek bir ülkede uzun vadeli yapısal sorunlara çözüm
üretmek güç olacak.
Bu
nedenle, birinci yapısal reformu seçim takviminde gerçekleştirmeliyiz. Her beş
senede bir tüm seçimlerin bir arada yapılması sürekli seçim yorgunluğu
yaşayan bir ülke yerine çözüm odaklı bir ülke konumuna gelebilmemizi
kolyalaştıracaktır. Elbette, seçimlerin iktidarı denetleme yetkisinin önemi de
gözardı edilmemeli. Bu nedenle, kuvvetler ayrılığı ilkesini güçlendirmek
demokrasinin kalitesini artırır. Örneğin, parti içi demokrasiyi güçlendirmek
üzere parti başkanlarının ön seçimle belirlenecek adayların en çok %20’sini
değiştirebilmeleri, bakanların milletvekilleri dışından seçilmeleri ve yargı
bağımsızlığının güçlendirilmesi daha iyi yönetilebilen bir Türkiye açısından
faydalı olabilir.
Gelişmenin temeli güvendir. Yurttaşların içinde yaşadığı topluma olan güveninin
temeli ise, hukuk ve adaletin yerine getirileceğine olan inançtır. Hukukun ve
adalet sisteminin iyi işlemediği bir yerde güçlü olan haklıdır. Oysa hukuk,
haklı olanın güçlü olmasını öngörür. Bu nedenle, hızlı çalışan, herkese eşit
uzaklıkta uygulanıldığı konusunda güven veren, ve özellikle Türkiye’ye yeni
teknolojilerin ve kaynakların cezbedilmesini sağlamak üzere uluslararası camiaya
da güven veren bir hukuk sistemi refah düzeyi artan bir Türkiye’yi
güvence altına almanın önkoşullarındandır.
Yapısal reform gereği olan bir başka alan ise sosyal
güvenlik konusudur. Erken emeklilik nedeniyle her sene artan açıklara neden
olan sosyal güvenlik sistemimiz sürdürülebilir değildir. Bugün her emekli için
1.4 çalışandan prim kesilirken GSMH’nın %4-5’i seviyesinde sosyal güvenlik
açıkları oluşmaktadır. Bugünkü sistemin devamı halinde 2040 yılından itibaren
bu oran 0.9’a düşecektir. Uzayan yaşam süreleriyle daha da artacak olan açıklar
sürdürülebilir olmaktan uzaktır. Bu nedenle, daha uzun süre çalışıp, daha geç
emekli olmayı toplum olarak kabullenmemiz gerekiyor.
Yapısal sorunlardan bir tanesi de kamu
kurumlarının sayısı ve yapısıdır. Türkiye’deki il sayısının ve ‘her ile
bir üniversite, her ile bir havaalanı’ anlayışı ile yürütülen yatırım
politikasının Türkiye için en etkin yönetim modeli olup, olmadığının irdelenmesi
önemlidir. Özellikle de kamu kaynaklarının kullanımında tutumlu, verimli ve
etkili olmayı sağlamalıyız. Tutumluluk, kamu kaynaklarının israfının
önlenmesini ifade ediyor. Verimlilik ise insan gücü, tesis ve teçhizat gibi
kaynakların daha azıyla daha fazla ürün/hizmet üretilmesini ve birim
maliyetlerin düşürülmesini ifade ediyor. Ancak bu kavramların belki de en
önemlisi etkililik. Etkili olmak elde edilen çıktıların vatandaşlar için
gerçekten gerekli ve faydalı olmasını sağlamaktır. Çok verimli olarak
gerçekleştirdiğimiz bir faaliyet gerçekten bir değer yaratmıyorsa, aslında
kaynaklar boşa harcanmış demektir.
Kamu kurumlarında gerçekleştirilecek yapısal
değişiklikler belirlenirken kamunun ihtiyacı olan hizmetlerin büyüklüğünün
ölçülmesi ve kurumların büyüklüğünün buna paralel olarak yapılandırılması, ölçek
ekonomisi konusuna dikkat edilmesi, böylece kamuya ihtiyaç duyduğu hizmetin
sunulması; gerek merkezi yönetimde, gerekse yerel idarelerde istihdam fazlasının
önüne geçilmesi; ve kamu personel rejiminin yeniden
yapılandırılması gereklidir. Kamuda memur olarak göreve başlayan bir personele,
yaptığı görevin gerçekten kamusal bir niteliği olup olmadığına bakılmaksızın
(örnek: şöför, odacı gibi görevliler) devletin istihdam garantisi verdiği ve
mirasçılarıyla birlikte ortalama 63 yıl maaş bağladığı
unutulmamalıdır!
İşsizlik en
önemli toplumsal yaralarımız arasındadır. Çalışabilecek yaş ve sağlık durumuna
sahip vatandaşlarının önemli bir kısmı çalışmayan bir toplumun refah düzeyini
artırması çok güçtür. Özellikle gençleri ve kadınları üretken olmayan bir
toplumun sadece bugünü değil, geleceği de risk altında olur. Bu nedenle, kamu
finansman sisteminin göreceli olarak vade, faiz ve kur açılarından dengeli
olması da fırsat olarak değerlendirilerek, kur ve faiz politikalarında istihdamı
artırma hedefine öncelik verilmesi önemlidir. Aynı zamanda, istihdam üzerindeki
vergi yükleri ve istihdam esnekliğini azaltan düzenlemeler de gözden geçirilerek
işsizlik sorununun azaltılması hedeflenmelidir.
Ülke olarak her sene eğitim çağında bulunan yaklaşık 18
milyon gencimizin zamanlarını ne kadar etkili olarak kullandığımızı
sorgulamaksızın ne refah düzeyimizi, ne de eğitim sistemimizi geliştiremeyiz.
Eğitim sistemimizi dünyanın en iyileriyle rekabet edebilir düzeye
getiremezsek, rekabet gücümüzü ve dolayısıyla refah düzeyimizi de sürekli olarak
artırmamız güçleşir. Eğitimde yeni teknolojileri kullanmaksızın ve eğitimin
içeriğini güncelleştirme sürecimizi yeniden yapılandırmaksızın dünya ile rekabet
edebilecek nesiller yetiştiremeyiz. Bu nedenle, eğitimde kullandığımız içerik
gerek bilgi içeriği (akademik yönden), gerekse sunuşu (eğitsel
yönden) açısından çağı yakalamalıdır. Çağdaş bireyler yetiştirmek için
tasarlanacak eğitim sistemi bilgi depolamak üzerine değil, düşünmeyi öğrenmeyi
ve bilgiye ulaşabilmeyi ön plana çıkarmalı. Gençlerimizi geleceğe hazırlamak
için onları öğrenmeyi seven, yenilikçi ve yaratıcı olan, ekip çalışmasından haz
duyan, toplumsal sorumluluk sahibi bireyler olarak yetiştirmeliyiz. Bu nedenle,
eğitim sistemimizde de ciddi bir içerik reformuna ihtiyacımız var.
Özetle, siyasilere yapısal reform konularına odaklanmayı
teşvik edecek bir ortam yaratmak üzere 18 ayda bir seçim yapılmasını gerektiren
sistemi gözden geçirmekte fayda var.
Dr. Yılmaz ARGÜDEN
Yönetim Kurulu Başkanı
ARGE
Danışmanlık
Rothschild, Türkiye
www.arguden.net