Güçlükten güç doğar. Zorlukları
aşmanın en önemli kazanımı bu süreçte edinilen yetkinliklerdir. Sivil
toplum kuruluşlarını (STK) yönetmek, bir işi yönetmekten daha güç
olduğundan, STK yönetimlerinden iş dünyası için önemli dersler çıkarılabilir.
STK yönetiminin güçlüğü dört
nedene bağlanabilir: (i) genellikle hedefler çözülmesi güç bir toplumsal
sorunu içerir; (ii) kaynakların (zaman ve maddi) çoğu gönüllülerden
geldiğinden yönetimin hem yaptırım gücü sınırlıdır, hem de geniş kitleleri
sürekli olarak yüksek motivasyon düzeyinde tutma gereği vardır; (iii) STK
faaliyetleri genellikle ödeme gücü olmayan hedef kitleye yönelik olarak
geliştirildiğinden kaynak yaratmak yaratıcılık gerektirir; (iv)
toplumsal bir sorunu çözebilmek için farklı kesimlerle yoğun etkileşim
gerekiyor, çağımızın önemli gelişmesi olan ağ ilişkileri yönetimi
konusunda başarılı olmak STK başarısı için önemli bir adım olarak ortaya
çıkıyor.
STK’lar başarılı olabilmek için
katılımcı bir anlayışla oluşturulmuş etkin bir misyon ve vizyona sahip
olmalıdır. Kaynak üretebilmek, kaynakları odaklayarak sonuç elde
edebilmek ve toplumdan gelen farklı talepler karşısında odağı koruyabilmek için
gerekli olan misyon ve vizyon, katılımcı bir anlayışla ortaya konduğunda hem
gönüllülüğü, hem de harekete geçirilebilecek kaynakları artırır.
Başarılı STK’lar iyi niyetin,
iyi yönetimin yerini alamayacağını bilirler. Bu nedenle gönüllüleri
seçerken, görevlendirirken ve takdir ederken hedefe uygun seçimler yapmaya
dikkat ederler. Örneğin, KalDer’in yönetim kurulu üyesi olabilmek için
kurumun en üst düzey yöneticisi olmak ve kurumun yönetim kalitesi konusundaki
çalışmalarda öncü kurumlar arasında olması kriteri KalDer yönetiminin
etkinliğini artırmaktadır. Benzer şekilde gönüllülerin yetkinliklerini
artırmak için sürekli eğitim vermek gönüllü kaynağının etkin
kullanılmasını sağlamada önemli bir adımdır. Örneğin, Türkiye Eğitim
Gönüllüleri Vakfı (TEGV) ve Özel Sektör Gönüllüler Derneği (ÖSGD) bu konuya
özel önem verdiklerinden dolayı gönüllü motivasyonu ve etkinliği açısından
avantaj sağlıyorlar.
Ölçülmeyen performans
geliştirilmez. Ölçülen ve adil olarak ödüllendirilen davranışlar ise
yaygınlaşır. İşte bu nedenle, başarılı STK’lar toplumda misyonları
doğrultusunda davranış sergileyen gönüllüleri teşvik etmek üzere ödül
mekanizmaları kurguluyorlar. Ancak, herhangi bir ödül sürecinin adil ve
güvenilir olması ve doğru davranışları teşvik edebilmesi için sağlam bir modele
dayandırılması gerekir. Örneğin, KalDer ödülleri EFQM Mükemmellik
Modelini esas alarak hem güvenilirliği sağlamış, hem de Türkiye’deödül alan
kurumların Avrupa’da da ödülleri toplamalarına öncülük etmiştir. ÖSGD ise
gönüllülük ödülleri için hem farklı kategorileri belirlerken, hem de bu
kategorilerde ödüllendirilecek davranışları ölçmek üzere soruları belirlerken
üç temel prensip üzerine odaklandı: (i) Gönüllülük çalışmalarının sürdürülebilir
olması, (ii) Gönüllülük çalışmalarının toplumsal bir konuda gerçekten
olumlu bir etki ve fark yaratması, ve (iii) gönüllülük
çalışmalarının kaynakların etkin kullanılmasını sağlayacak yaratıcılık,
yenilikçilik içermesi.
Gönüllü yönetimi bugünün
bilgi işçilerinin yönetimi için çok güzel örnekler içeriyor. Gönüllü yönetimi, gönüllü seçimi
kadar onların sürekli bilgilendirilmelerini, onları heyecanlandıracak
görevlerle donatılmalarını, başarıların tanınmasını ve gelişim fırsatları
yaratılmasını içeriyor. Başarılı gönüllü yönetimi onların beyinlerine ve
gönüllerine hitap edebilmeyi, onları sürekli olarak heyecanlandırabilmeyi
gerektiriyor.
Gönüllülerin heyecanını canlı
tutabilmek onların farklı deneyler yapmasına fırsat tanımaktan geçiyor.
Günümüzde başarılı olmanın yolu bilgiye ve öğrenmeye dayanıyor. En etkin
öğrenme ise yaşayarak, hatalardan ders alarak gerçekleşiyor. Kurumsal
yaratıcılık düzeyini yükseltmek isteyenler belirli sınırlar dahilinde hata
yapılmasını ve hatalardan ders alınmasını teşvik ediyorlar. Yeterince
küçük hatalar yapmayan organizasyonlar, yeterince risk almayarak ve öğrenme
yeteneklerini sınırlayarak büyük hata yapmış oluyorlar. Burada “küçük
hata” ile ifade etmeye çalıştığım kavram belli hipotezlerin sınırlı maliyetle
test edilmesini göze almak ve bunun sonuçlarına katlanmak, “büyük hata” ise
öğrenmeye kaynak ayırmamak ve fırsatları kaçırarak ödenen bedeldir. Bu
nedenle, gönüllülere tanınan serbesti ve karşılığında beklenen hesap verme
süreci, yaratıcılığı geliştiren bir sürece dönüşüyor.
STK’lar başarılı olmak için
kamu kurumlarıyla iş dünyasıyla ve diğer STK’larla işbirliklerine
gidiyorlar. Böylelikle geliştirdikleri ağ yönetimi yetkinlikleri diğer
kurumlara da örnek oluşturuyor. Ağ yönetiminde başarılı olmak için
gerekli şeffaflık, ölçme, değerlendirme, iyileştirme, hesap verme ilkeleri
bugün iyi yönetişimin de temelini oluşturuyor. Ağları
yönlendirebilmek için içerik geliştirmeye ve kurumsal iletişime verilen önem
iş dünyasına örnek olan bir diğer yetkinlik olarak karşımıza çıkıyor.
Özetle, STK’ların
karşılaştıkları güçlükleri aşmak ve başarılı olmak için geliştirdikleri
yetkinlikler, günümüzün karşılıklı bağımlılığın arttığı iş dünyası için
önemli dersler içeriyor.
Dr.
Yılmaz ARGÜDEN
Yönetim
Kurulu Başkanı
ARGE Danışmanlık
Rothschild,
Türkiye
www.arguden.net