Serbest piyasa
ekonomisinin temel öngörüsü hiçbir kurumun belli bir piyasayı kontrol etmediği,
(teorik olarak) sonsuz sayıda üretici ve müşterinin bulunduğu piyasalarda her
birimin kendisi için en iyi kararları vermesinin toplum için de en iyi karara
neden olacağıdır. Bu özelliklere sahip bir ekonomide sınırlı kaynaklar toplumu
en mutlu edecek şekilde ve en etkin olarak kullanılmış olur.
Ancak, gerçek hayatta bu varsayımın geçerli olmadığı
birçok sektör vardır. Hatta, teorik olarak herhangi bir sektörde sürekli
kârlılık varsa o sektörde ya rekabet eksikliği, yada giriş engelleri olduğu
söylenebilir. Çünkü, tam rekabetin olduğu varsayımı kârlılığı yüksek olan
sektörlerin yeni oyuncuları cezbederek kârlılığın sıfıra kadar düşmesine neden
olacağına işaret eder.
Özellikle piyasaların etkin çalışmasını önleyen durumlar
şu şekilde özetlenebilir:
(i) örneğin, bir mahalle için tahsis edilen bekçinin
maliyetine kim katlanırsa katlansın tüm mahallenin güvenlik hizmetinden
faydalanması gibi (pozitif ekonomik dışsallığın bulunduğu durumlarda)
toplumsal optimizasyon için yeterli yatırımın yapılamaması;
(ii) örneğin, kalitesiz yakıt kullanmanın hava kirliliğine
katkısından dolayı bir maliyet yüklenilmemesinin (negatif ekonomik
dışsallığın bulunduğu durumlarda) toplumsal optimizasyonun gerektirdiğinden
daha fazla ucuz ve kalitesiz yakıt kullanılması;
(iii) bankacılık sektörü gibi piyasa oyuncuları arasında
bilginin dengesiz olması: ve
(iv) evlere döşenen elektrik kabloları gibi doğal
tekel durumunda tekelci istismar potansiyelinin olması.
Devletlerin piyasalara düzenleyici olarak müdahalesinin
temel dayanağı da rekabet ortamını bozabilecek durumları engellemektir.
Bu
nedenle, Rekabet Kurumları bir taraftan rekabeti engelleyici davranışları
önlemek üzere yaptırımlar uygulayabilirken, diğer taraftan da şirket
birleşmelerinin rekabet ortamını bozucu etki yaratıp yaratmayacağı konusunu
değerlendirerek belli büyüklükteki şirket evliliklerine izin verip vermeme
yetkisine sahiptir.
Şirket birleşmeleri birkaç nedenle gerçekleşir: (1)
Sektörde konsolidasyon, (2) Mevcut işi tamamlayıcı özelliklere sahip başka bir
şirketle birleşerek güçlenme, (3) Dikey bütünleşme, (4) Yatay genişleme ile
pazarlama etkinliğini artırma, (5) Yeni bir alana girişi yapma, (6) Riskleri
dengeleme. Şirket birleşmelerinin rekabet ortamını bozup bozmayacağını ve
özellikle tüketicileri nasıl etkileyeceği konusunu değerlendirmek üzere yapılan
ilk test Herfindahl-Hirschman Index (HHI) hesaplanması ile yapılırdı. Bu test
piyasa oyuncularının pazar paylarının karelerinin toplamının hangi seviyede
olduğu ve sözkonusu şirket birleşmesinin bu toplamı ne kadar arttırdığının
ölçülmesiyle gerçekleştiriliyor. Burada en önemli konu pazarın nasıl
tanımlanacağı ve hangi oyunculardan oluştuğunun belirlenmesi oluyor.
Carl Shapiro ve Joseph Farrell ABD’nin rekabet kurumu
olarak görev yapan Federal Trade Commission (FTC) baş ekonomisti olarak
atanmadan hemen önce yazdıkları yeni bir makalede şirket birleşmelerinin rekabet
ortamını etkileme olasılığını belirlemek üzere yeni bir test geliştirdiler. Bu
test pazarın tanımı konusunu bir kenara bırakarak şirket birleşmesi sonucunda
ürün/hizmet fiyatlandırma üzerinde ne gibi baskıların olacağı üzerinde duruyor.
Böylelikle, hem pazarın tanımının nasıl yapılması gerektiği konusundaki
tartışmaların bir kenara bırakılmasını sağlıyor, hem de piyasada pazar payı
artışına bakarak dolaylı bir olası etki analizi yerine, doğrudan tüketicilerin
nasıl etkilenceği konusuna odaklanıyor. Bu çalışmalarının yayınlanması
sonrasında üstlendikleri görev nedeniyle bu testin öncelikle FTC’de, daha sonra
da dünyadaki diğer rekabet kurumlarında kullanılması sürpriz olmaz.
Bu
test, birer ürün üreten iki firmanın birleşmesi sonucunda yeni tek firmanın
fiyatlandırma kararlarında sadece her bir ürünün fiyat esnekliğini değil, aynı
zamanda diğer ürünün satışlarındaki olası düşüşleri de değerlendireceği
(‘cannibalization’) öngörüsüne dayanıyor. Şirketlerin birleşme sonucunda ayrı
ayrı fiyat kararları vermelerinden farklı olarak ‘cannibalization’ etkisini de
değerlendirerek daha yüksek fiyat belirleyecekleri öngörülüyor. ‘Upward Pricing
Pressure’ (UPP) olarak adlandırılan bu fiyat yükseltme baskısı ölçümü bir ürünün
satışı arttığında diğer ürünün satışının ne kadar azalacağı ile bunun sonucunda
firmanın kârlılığına marjinal katkının boyutunun çarpımı ile belirleniyor. Bu
nedenle, ürünler arasında ikame potansiyeli ve kâr marjının yüksekliği UPP’nin
de yükselmesine neden oluyor. Şirket birleşmelerinde elde edilebilecek
maliyetlerdeki düşüş sinerjisinin ise ters yönde bir etki yaratacağı
değerlendirildiğinde UPP’nin bu sinerjiden yüksek olması durumunda şirket
evliliğinin rekabeti bozucu etkisi olabileceği sonucuna varılıyor. Shapiro ve
Farrell hesaplamalarını oluşacak sinerjilerin %50’sinin piyasaya yansıtılacağı
varsayımını yaparak belirliyorlar.
Şirket evlilikleri planlayan şirketlerin yöneticileri
kararlarında artık bu testi değerlendirmek durumunda kalacaklar. Şirket
birleşmeleri konusunda rekabet kurumuna yapacakları savunmalarda şirket
evliliğinin fiyat dışı olumlu etkileri (kalite artışları, ar-ge ve inovasyon
konusundaki gelişmeler gibi), bu test için varsayılan sinerjilerin %10’dan
yüksek olabileceği, rakiplerin alacağı tedbirler ve pazara yeni girişlerin
kolaylığı gibi konuları da değerlendirmeleri faydalı olacaktır.
Özetle, şirket birleşmelerinin rekabet ortamına
etkilerini belirlemek için geliştirilmiş olan bu yeni testin yakın zamanda tüm
dünyada daha yaygın olarak kullanılması beklenmelidir.
Dr. Yılmaz ARGÜDEN
Yönetim Kurulu Başkanı
ARGE
Danışmanlık
Rothschild, Türkiye
www.arguden.net