27 Ocak 2010 – 16 Mayıs 2010
İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi’nde, Türkiye, Rusya ve Yunanistan’dan fotoğrafçıların yapıtlarından oluşan, üç ülkenin bir arada gerçekleştirdiği ilk sergi olma özelliğini taşıyan ve üç müzenin işbirliğiyle hazırlanan “İçimizdeki Zaman” sergisi 27 Ocak’ta açıldı.
Sergi fotoğrafları, İstanbul Modern Fotoğraf Sergileri Küratörü Engin Özendes, Moskova Fotoğrafevi Müzesi Müdürü Olga Sviblova ve Selanik Fotoğraf Müzesi Müdürü Vangelis Ioakimidis tarafından seçildi. Seçilen fotoğraflar aynı kalmak kaydıyla, çalışmalar farklı galerilerin boyutlarına uygun olarak üç ayrı set halinde basılıp, her küratörün yorumuna göre yer alacak.
16 Mayıs’a dek sürecek olan sergide, Türk sanatçılar Berk Bilgin, Tolga Özgal, Burcu Göknar, Deniz Açıkalın, Yusuf Sevinçli, Rus sanatçılar Petr Lovigin, Georgy Pervov, Tim Parshikov, Natasha Pavlovskaya, Ivan Mikhailov, Yunan sanatçılar Paris Petridis, Panos Kokkinias, Yiorgos Kordakis, Stratos Kalafatis ve Christina Dimitriadis’in fotoğrafları bulunuyor.
Her üç ülkeden 5, toplam 15 fotoğrafçının 151 fotoğrafından oluşan “İçimizdeki Zaman”, 27 Ocak-16 Mayıs 2010 tarihleri arasında İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi’nde, Mart 2010’da Moskova Uluslararası Fotoğraf Bienali’nde, Nisan 2010’da Selanik Uluslararası Fotoğraf Bienali’nde açılacak ve Nisan-Mayıs aylarında her üç ülkede aynı anda sergilenecek.
“İçimizdeki Zaman” sergisi, Türkiye, Rusya ve Yunanistan’daki güncel fotoğrafçılığın tamamına dair bir bakış sunma iddiası taşımıyor. Günümüzde ülkelerinde ön planda olan ya da bazıları şu sıralarda ortaya çıkmakta olan sanatçıları insanlara yaklaştırmayı amaçlıyor. İzleyiciye, hepimizin içimizde taşıdığı ve bunu keşfetmeye davet eden bir zaman ve mekânın var olduğunu anımsatıyor.
Aynı zamanda izleyici, hayat ve sanat arasındaki ilişki bağlamında, sergide yer alan on beş sanatçının sadece farklı zamansallıkları ve ritimlerini değil, her birinin “kendi içlerindeki mekânı” da fark ediyor.
“İçimizdeki Zaman” sergisinin projesini başlatan ve serginin üç küratöründen biri olan Engin Özendes, sergiyi yedi başlık altında topladı: “İzleme”, “Anımsama”, “Düşleme”, “Işığı Kullanma”, “Dönüş”, “Eğlenme” ve “Kutlama”.
Engin Özendes, bu serginin üç ülke fotoğrafçılarının buluşması, kaynaşması ve evrensel sanat değeri ile, fotoğraflarının aynı anda, aynı mekânda sergilenerek, birbirlerini anlamaları için tasarlandığını belirtiyor. Özendes, Türkiye, Rusya ve Yunanistan’dan seçilen sanatçıların fotoğraflarını şöyle değerlendiriyor:
“Türkiye’den seçilen gençler, gece yalnızca trafik ışıklarını kullanarak çekilen dramatik portreler, zaman zaman çocukluk anılarına dönük anımsamalar, kentten köye geri dönüşün hüzünlü öyküsü, bize özgü bir varoş düğününü modern anlatımlarıyla sunuyor.
Kentlere farklı bir ifade kazandıran duvar resimlerinin ve yazılarının grafiğinden yararlanılarak farklı bir bakış açısından yeniden sunulan gerçekçi kent siluetleri; iş bitiminde boşalan mekânların çalışanlardan izler taşıyan dramatik görüntüleri; sanatçının hayalinde yarattığı bir ülke ve buradaki bir yaşam öyküsü; görüntünün bir an öncesini ya da sonrasını düşündüren, dünya kentlerinin akşam ışıklarındaki görüntüleri; büyük kente göçerek daha iyi yaşam koşullarına erişeceğine inananların, bir yandan sıla hasretini, bir yandan gelecekle ilgili kuşkularını, yalnızlıklarını çağdaş bir yaklaşımla yansıtan portreler Rus fotoğrafçıların temalarını oluşturuyor.
Öğrenci cıvıltılarından uzak saatlerde, sınıflara, koridorlara yerleşip kalan ıssızlık ve gerisini sizin hayal etmenize bırakan bir boşluk dünyası; sıradan günlük anları gizemli görüntülere dönüştüren kareler; bir günlüğün sayfaları gibi kendisiyle yüzleşen otoportreler; bir hayal gibi gelip geçerken geride kalan özlem yüklü anımsamalar; su kenarında eğlenenler Yunan fotoğrafçıların çalışmalarında kendini gösteriyor.”
Moskova Fotoğrafevi Müzesi Müdürü Olga Sviblova, yirmibirinci yüzyılın, Rus fotoğrafçılığına yepyeni bir kuşak getirdiğini vurgulayarak, “Bu genç fotoğrafçılar, iyi eğitim almış bir gözle ve açık bir zihinle kendi bağımsız sanatsal dünyalarını inşa etmeyi başardılar. Bu sanatçıların işleri, bir bakıma, 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra Rusya’da gerçekleşen değişimleri yansıtan bir aynadır” görüşünü dile getiriyor.
Çelişik bakış, içsel gerilim enerjisi ve elverişli bir biçimin peşinde incelikli bir görsel arayışın sergideki tüm fotoğrafçıların özellikleri olduğunu belirten Olga Sviblova, “Buradaki fotoğraflar, uluslararası bir sanatsal bağlama kolayca ve doğal bir biçimde oturur. Aynı zamanda bu işler, Rus sanatıyla aynı çizgide edebi bir altmetine gönderme yapar ve sık sık geleceğe ilişkin bir önseziyle yüklü felsefi bir metafora dönüşürler” diyor.
Selanik Fotoğraf Müzesi Müdürü Vangelis Ioakimidis ise, on beş sanatçının pek çok düzeyde birbirinden farklı ülkelerden ve her sanatçının özgül bir kültürel gelenekten geldiğine, kendi itkileriyle, tarihiyle, siyasal düşüncesiyle, müziğiyle, edebiyatıyla yoğrulduğuna değiniyor: “Her ne kadar aralarında birçok tarihsel bağ olsa ve davranış biçimleri birbirine benzese de, Türkiye’nin uçsuz bucaksız bir ülke oluşu ve çokyönlü imgesi; Rusya’da yaşanan siyasal değişimler ve geçiş evresindeki Yunanistan’ın yeni kimliğinin inşası ve tarihsel özgüllüğü, her birine özgü olan meseleleri, toplumsal ve estetik bir tarzda öne çıkarıyor.”
İZLEME:
Georgy Pervov
Georgy Pervov, kentlere farklı bir ifade kazandıran
duvar resimlerinin ve yazılarının grafiğinden yararlanarak, farklı bir bakış
açısıyla yeniden gerçekçi kent siluetleri sunuyor.
Olga Sviblova, Rusya’nın en özgün, en çarpıcı genç
fotoğrafçılarından biri olan Georgy Pervov’un hangi konuyu ele alırsa alsın,
bize her zaman beklenmedik bir açı; ödün vermez biçimde nesnel olan görsel
yorum ile derin ve son derece bireysel duygulara entelektüel bir mesafenin bir
kombinasyonunu sunduğunu belirterek, “Onun fotoğraflarının her biri, bir sahneyi basitçe ‘sabitleme’nin ötesinde,
bakandan derin düşünce ve yoğunlaşmış yorum talep eden, karmaşık şiirsel ve
felsefi bir metafor haline gelir” diyor.
Paris Petridis
Patris Petridis, İstanbul’daki Rum-Ortodoks okullarını ziyaret ederek, çektiği
fotoğraflarda boş mekânların uyandırdığı yabancılaşma duygusunu, mimarilerin
cömertliğini, görkemli atmosferlerini, zarar görse bile hâlâ değerli
olduklarına dair direnen nesneleri, eğitimdeki sürekliliği yansıtıyor.
Natasha Pavlovskaya
Natasha Pavlovskaya, “Rölyef Baskı” başlıklı serisinde Moskova’nın merkezinde bulunan, zamanın
1930’lardan 1970’lere kadar donup kaldığı “Vimpel” matbaasını görüntülüyor.
İkinci Dünya Savaşı sırasında ganimet olarak getirilen makinelerde, eski
tipografik yöntemler kullanarak “antika değerinde” baskılar yapan yaşlı
çalışanların işten çıkmasından sonra, duvarlarda onlardan kalan izleri;
bürokraside kullanılan formları, tiyatro afişlerini, izin belgelerini,
sertifikaları, eşyaları, eski sembolleri belgeliyor. Böylece duvarlar, 70
yıllık Sovyet fabrikasından kalanların toplu bir portresi niteliğindeki bit
pazarı sergisine dönüşüyor.
Panos Kokkinias
Panos Kokkinas, altı fotoğrafında görsel olarak önem taşımayan gündelik anları,
kaderin insanların önüne çıkardığı gizemli durumlara dönüştürüyor. Küçük,
hareketsiz figürler, farklı durumların iç içe geçtiği bir girdabın ortasına
yerleştirilmiş, nerede olduklarını ve orada ne yaptıklarını düşünüyorlar.
ANIMSAMA:
Yusuf Sevinçli
Yusuf Sevinçli, bir hafta sonu ziyaretinde, doğduğu ve yaşamının yarıdan fazlasını
geçirdiği Zonguldak’ta çocukluk anılarına dönük anımsamalarla, geçmişiyle
hesaplaşıp, değişimi, yabancılaşmayı, nereye ait olduğunu sorgularken, bellek
ve mekânlar arasındaki ilişkiyi anlattığı “Ev” serisinde yer alan fotoğrafları
çekiyor.
Stratos Kalafatis
Stratos Kalafatis’in “kendi ihtiyaçlarını ve korkularını yansıtan birer ayna gibi” her
fotoğrafı bir tür otoportre niteliği taşıyor. Kalafatis, günce portrelerinde
akıllı bakışlarla, dürüstlük ve merakla yüzleşiyor.
Berk Bilgin
Berk Bilgin, “Yitik Anılar”
başlıklı fotoğraflarında, geride bıraktığı ya da onu
terk eden, zamanla hepsi unutulup giden anılarını, zamanın pasıyla dokusunu
kaybedip solan, nemlenip küflenen, aşınmış fotoğraflarıyla aktarıyor.
DÜŞLEME
Petr Lovigin
İnternet sitesinde
“Kostarika” adlı mitolojik bir ülke yaratan Petr Lovigin, yeni fotoğraf
dizisinde bu muhteşem yerdeki canlıları ve oranın sakinlerini anlatıyor.
Olga Sviblova, işleri mizah ve
grotesk figürlerle anılan Petr Lovigin’in her serisinin, kişisel ve kimi zaman
absürde kayan bir sinemanın fotografik sinopsisleri olduğunu, yirmili
yaşlarında olan bu kuşağın tadını aldığı özgürlüğün bu sinemada öncü bir rol
oynadığını vurguluyor: “Virtüoz Lovigin, kültürel çağrışımlarla ve
kodlarla oynar. Ancak oynadığı oyunun estetiği, gerçek ve sanal dünyadan
beslenir, bu arada kendisi bir ‘sanat eseri’ olan muhteşem bir online günce
çıkar ortaya.”
Christina Dimitriadis
Christina
Dimitriadis’in, iki projesinden ilki, ana
temanın zaman olduğu, Berlin’deki apartman dairesinde, Selanik’te ailesinin
evinde, Pailo’daki yazlıkta ve Atina’daki büyükannesinin oturma odasında
çektiği “Özel Mekânlar” başlıklı
otoportrelerinden oluşuyor. İkinci projesi ise Berlin’deki evinde ve Atina’da
çektiği fotoğraflardan oluşan dört bölümlük “Kurmak Yaşamak Terk Etmek”.
IŞIĞI KULLANMA
Tim
Parshikov
Tim Parshikov, sinemada
olduğu gibi, günlük yaşamdaki “Kuşkulu Bekleyiş” duygusunu, aynı ismi taşıyan
fotoğraf dizisinde, genellikle bilinçaltında gerçekleşen bu gerilimi, bu türün
“kurmaca” durumlarından çok “gerçekleri” yansıtan tipik atmosferini Avrupa
kentlerinin sokaklarında arıyor. Sanatçının
Napoli, Venedik, İstanbul, Roma ve Toscana’da çekilen fotoğraflarında,
genellikle görünmeyen, fark edilmeyen ya da çerçevenin dışında kalanın görünen
kadar önemli olduğu anlarda kontrast ve asit rengi bir ışık ortaya çıkıyor.
Olga Sviblova, görsel karşıtlık
ve renkle ışık arasındaki ilişkiyle ilgilenen Tim Parshikov’un fotoğraflarının
varoluşsal ve estetik sorunları çözümlediğini vurguluyor: “Parshikov,
fotoğraflarının konusuna bir sinemacının gözüyle bakar: Fotoğraflarının her
biri, geçmişten gelen bir entrika ile filizlenen bir geleceğin yarattığı bir
durum sunar. İşleri içsel bir gerilim ile genelde tehlike yüklü olan
öngörülemez gelişmelere yapılan kaygılı uyarılarla doludur. Her defasında
mekânın ve karakterin enerjilerinin, daha büyük bir saflık ve ciddiyetle
aktarıldığı yeni çekimleri tercih eder. Fotoğraflarının çoğunda sahneye, öyle
veya böyle bir tür gerilim çıkar.”
Deniz Açıkalın
Deniz Açıkalın, dev bir kavşakta birçok trafik lambasının çevrelerini aydınlatan,
kaldırımları ışıklandıran o güzel renkleriyle gece portrelerini oluşturuyor.
Capcanlı kırmızı ve yeşil
trafik ışıkları altında yüzler şeklini kaybedip plastik bir hal alıyor, ifade
ve mimikler daha dramatik ve teatral görünüyor. Fotoğraflarda ışık kaynağının
belirsiz olması, kentsel mekânın gece görüntüsüne farklı ve karmaşık bir hava
katıyor. Bazı fotoğraflarda bu ışıklar tiyatro sahnesini andıran bir atmosfer
yaratıyor.
DÖNÜŞ
Ivan Mikhailov
Ivan Mikhailov, çeşitli nedenlerle kırsal bölgelerden Moskova’ya çalışmaya ve okumaya
gelmiş genç insanların başkentten beklentilerini, düşlerini, umutlarını ve
kendilerini nasıl hissettiklerini sorgulayarak, onları gecenin karanlığında
balkondan kente bakarken görüntülüyor.
Vangelis
Ioakimidis, Ivan Mikhailov’un,
dışarıda, battaniyeler içinde balkonlarında oturan insanları gösteren kavramsal
projesinin, modern, soğuk Rus başkentinde hüküm süren kırılgan varoluşsal
endişe’yi yansıtmayı başardığını belirterek, “İçinde yaşadıkları o yüksek
binaların balkonlarında oturan bu insanlar, küçük kasabalarını terk ettikten
sonra karşılarına çıkan rekabetçi bir geleceğin onlara meydan okuyuşuyla
yüzleşirler” görüşünü dile getirirken, Olga Sviblova da “O fotoğraflar aracılığıyla biz de bu kriz yılından sonra geleceğe
bir ümit ışığıyla bakabiliriz” diyor.
Burcu Göknar
Burcu Göknar işinde, tersine göçü, Türkiye’de
günümüzde yaşanan akut şehir fenomeninden kırsala kaçan insanların iç göç
olgusunu yansıtıyor.
1950’lerden sonra Türkiye’de Doğu’dan Batı’ya
doğru başlayan iç göçte, hayatın acımasız olduğu bu büyük kentlere göç edenlerin
kimi kısa bir süre sonra, kimileri ise 30 yıl dayandıktan sonra memleketlerine
dönmek zorunda kaldı. Burcu Göknar, insanların
hayatlarına ve nerede yaşayacaklarına öncelikle ekonomik yapının yön verdiği
ülkemizde, değişen kültürel yapının da köyler ve kentler arasında kalmış
kuşaklar yarattığına değiniyor.
EĞLENME
Giorgos Kordakis
Giorgos Kordakis, “Küresel Yaz 2005-2008” başlıklı fotoğraflarında
yaz aylarında dünyanın dört bir yanındaki farklı insanların sergiledikleri
çeşitli davranışları ele alarak, kültür ve etik arasındaki karşıtlığı
inceliyor. Bu kişileri birbirine bağlayan ortak etmen ise su. Su, insanları dev
bir mıknatıs gibi kendisine çekiyor ve insanlar suya yakın olabilmek için her
türlü aracı kullanarak kilometrelerce mesafe kat ediyor. Bu, ortak, küresel bir
eylem.
Yazın Yunanlar açısından temel bir referans noktası
olduğunu ifade eden Vangelis Ioakimidis, bu görüşten hareketle Giorgos
Kordakis’in yazın salt bir mevsim olmakla kalmayıp, kaygısızlığı
görselleştirmenin bir yolu olduğunun sonucuna varışa dikkat çektiğini
belirtiyor: “Yazın şeyler içeriklerini kaybeder, salt
biçim haline gelirler. Başka hiçbir şey önemli değildir.”
KUTLAMA
Tolga
Özgal
Tolga Özgal, genellikle “Saray” ya da
“Düğün Salonu” adı verilen mekânlarda yapılan kendine özgü “varoş” düğünlerini
görüntülüyor.