Milli
Eğitim Bakanlığı İlköğretim Genel Müdürlüğü’nün 25.08.2011 tarih ve 2011/47
sayılı genelgesiyle “ilköğretime
kayıtlı kız erkek tüm çocukların okula düzenli devamlarını sağlamak ve okuldan
diplomasız ayrılmalarını önlemek için belirlenen devamsızlık tanımlarına uygun
bir şekilde okul devamsızlığının erken tanınmasını, değerlendirilmesini,
bireyselleştirilmiş müdahalelerin yapılmasını sağlamak ve bu çocukların
takibini yapmak
amacıyla Aşamalı Devamsızlık Yönetimi (ADEY) dönem başından itibaren
okullarımıza ulaşmış; hâlihazırda sürmekte olan bir kafa karışıklığı ve
uygulama sıkıntılarıyla hayata geçirilmeye başlanmıştır.
ADEY
kılavuzunda uygulama sırasında kullanılacak öğrenci devamsızlığına ilişkin
olarak risk göstergeleri ve müdahaleler ortaya konmuştur. Okullarda, ilçelerde,
illerde ve merkezde ADEY’in uygulanmasından sorumlu olacak Risk Takip
Kurullarının (RİTA) oluşturulması ve işlevlendirilmesi adına bu kurulların
yapması gerekenler açıklanmıştır. ADEY’in hazırlık çalışmaları içerisinde yer
alan ve bir tanesi öğrenciye diğerleri ise öğretmenin tek tek öğrencileri
hakkındaki gözlem ve bilgilerine yönelik olarak hazırlanmış beş anketten
oluşan (Risk ve İhtiyaç Değerlendirme
Formu) RİDEF bulunmaktadır.
Bakanlık ADEY’i
de Muhataplarının görüş ve önerilere başvurmadan, uygulamayı tartışmaya açmadan
hayata geçirmiştir!
İlk
olarak amacı itibariyle okul devamsızlığının erken tanımlanması ve önlenmesi
adına bakanlıkça bir takım çalışmaların yapılıyor olması olumlu bir gelişmedir.
Ancak bu noktada program geliştirme sürecinde bakanlığın geçmiş uygulamalarına
benzer bir şekilde eksiklikler hatta yanlışlıklar vardır. ADEY’in oluşturulması
sürecinde okulların öznel durumları değerlendirilmemiş, hazırlık süreci il ilçe
müdürlüklerine ve dolayısıyla okullara genişletilmemiş, görüş ve önerilere
başvurmadan, uygulamayı tartışmaya açmadan hayata geçirmiştir. Programın
okullara üstten dayatılarak sunulması anlamlandırmayı güçleştirdiği gibi
öğretmen ve idarecilerin üzerine yüklenecek yeni bir iş yükü olarak
değerlendirilen algıyı da haklı çıkarmaktadır.
İşsizlik, Çocuk
Emeği, Mevsimlik Tarım İşçiliği Gibi Sorunları Çözmek Öğretmenin Görevi midir?
Buradan
hareketle Aşamalı Devamsızlık Yönetimi (ADEY) kılavuzunu incelediğimizde
özellikle kaygı yaratan durumlardan bir tanesi aşamalı eylem planlarının hayata
geçirilmesi noktasında bazı müdahalelerin gerçekleştirilmesinin nerdeyse
imkansız olduğudur. Bu, kılavuzda Türkiye’nin ekonomik ve
sosyal yapısıyla ilişkili olan birçok sorun bireysel iyi niyetli müdahalelerle
çözülmesi mümkünmüş gibi gösterilmektedir. Öğretmenlik kendiliğinden toplumsal
boyutu ve sorumluluğu belirgin bir meslektir. Ancak ülkenin işsizlik, çocuk
emeği, yoksulluk, anadili gibi yapısal sorunlarına makro hükümet politikaları
geliştirilmemişken, bunların çözümünü öğretmenden beklemek bu sorunları
öğretmene havale edip yükü üzerinden atmak,
sorunların devamına göz yummak demektir.
Örnek
verecek olursak kılavuzda “müdahaleler” bölümünde yer alan “3.3.6. Okul Çağı Çocuğunun Çocuk İşçi Olarak Çalıştırılmasına Engel
Olmak” (say.43) başlıklı bölümde “Çocuğun
çalıştığı işyeri hakkında suç duyurusunda bulununuz.” “Çalışmayı
bırakması için gerekli ekonomik önlemleri araştırınız.””3.3.8. Ekonomik Destek”
başlıklı bölümde de “Uygun ekonomik
desteği sağlayınız.” Şeklindeki ibarelere yer verilmiştir Örnekten devam
ederek bir takım kestirimlerde bulunmaya çalışırsak, çocuğun çalıştırıldığı
yeri gerekli mercilere şikâyet eden bir öğretmenin fiziki ya da başka türlü bir
şiddete uğraması olasıdır. Ayrıca bu iş için zaten iş müfettişleri istihdam
edilmektedir. Yine belirtilen “uygun ekonomik
desteğin sağlanması” maddesini ele aldığında karşımıza çıkan durum böyle
bir desteğin devlet kurumlarınca karşılanacağı hakkında bir ibare kılavuzda yer
almamakta işbirliği yapılabilecek bir takım kurumların adı geçmektedir. Ucu
açık bırakılan bu işbirliği maddesinin okullar ve öğretmenlerin piyasa ile
işbirliği halinde çalışmasının yolunu açacak bir ifadedir. Kısa vadedeki sonuçları ise asgari ücretle
geçinmeye çalışan en az üç çocuklu bir ailenin ebeveynlerinin çocuklarını
çalıştırması noktasında onlara ket vuran değil, teşvik edici bir uygulama
olacaktır. Bu durum maddi güçlükler içinde yaşayan çoğunlukla eğitimsiz
ebeveynler açısından bir olanak olarak görülebilecektir. Dolayısıyla iktidarın
uyguladığı işsizleştiren ve yoksullaştıran politikaların devamsızlık
sorunundaki oldukça büyüktür.
Mevsimlik Tarım İşçiliği Yapısal Bir Sorundur!
Yine aynı kapsamda
Mevsimlik Tarım İşçiliği’nde çalışmanın kılavuz’da sayfa 20’de devamsızlığa
neden olan özel nedenler arasında sayılarak bu yapısal sorunun örneğin “okul
korkusu” ile aynı grupta kategorize edilmesi doğru değildir. Burada çözüm
olarak çocuğun zaten sorunlu olan YİBO ve Taşıma Merkezli okullara gönderilmesi
sunulmaktadır. Bu okulların kapasitesi ve niteliği şüpheliyken yılın bir dönemi
pamuğa, bir dönemi fındığa bir dönemi yurdun başka bir bölgesine meyve
toplamaya giden ailelerin çocuklarının ya da bizzat bu işi yapan çocukların
eğitimine ilişkin ADEY kılavuzunu aşan çok ciddi politikalara ihtiyaç vardır.
ADEY’in okullarda,
ilçelerde, illerde ve merkezde yürütülmesi için oluşturulan Risk Takip Kurulu
(RİTA)’nın görevlerine ve bileşenlerine baktığımızda da bir takım yanlış
yaklaşımlar olduğu görülmektedir. RİTA, okul müdürü, müdür yardımcısı, rehber
öğretmen, sınıf öğretmeni ve sınıf rehber öğretmenlerinden birer kişi ve
öğrenci meclis temsilcisi olmak üzere okul bileşenlerinin yanı sıra din
görevlisi, muhtarlar ve çeşitli STK temsilcilerini de içine alacak biçimde
genişletilebilmektedir. Bu durumda “devamsızlık riski taşıyan” öğrencilerin
(pek çoğu özel yaşamlarını da ilgilendiren) bilgilerine öğretmen, öğrenci ve
veli üçlüsü dışında ve hatta eğitim alanına yabancı kişilerin de (muhtar, din
görevlisi, STK temsilcisi vb.) doğrudan veya dolaylı erişebilme ve sürece
müdahil olabilmelerinin yolu açılmış oluyor. Okullarda
verilen eğitimin niteliği açısından yaklaştığımızda öğrenciler hakkındaki
hayati kararların verildiği süreçlere özellikle din görevlilerin dâhil ediliyor
olması ADEY’İ eğitimde yaşanan muhafazakarlaştırma uygulamalarını
kökleştirecektir. Bakanlık aile imamlığı uygulamasını eğitim süreçlerine de
dahil etmeye mi çalışmaktadır?
Çocuğa ve
Ailesine İlişkin Özel Bilgileri Daha Önce Koruduğu Gibi mi Koruyacaktır?
Okullarda
birçok meslektaşımız açısından tartışma yaratan anket soruları değerlendirmeye
muhtaçtır. Milli Eğitim Bakanlığının daha önce öğretmenlere ve velilere ait
birçok bilgiyi koruyamaması gerçeğini de göz önüne aldığımızda (Risk ve İhtiyaç
Değerlendirme Formu) RİDEF içerisinde çocuğun ailesi ve özel yaşamıyla ilgili
soruların yer alması kaygılarımızı arttırmaktadır.
·
Anne, baba,
kardeşler veya akrabaları arasında suç işlediği için cezaevinde kalan kişi var
mı?
·
Çocuğun
ebeveynleri ya da başkaları tarafından cinsel, duygusal, fiziksel istismara
uğradığına dair bulgular var mı?
·
Ailede
çocuktan başka bir çocuk ihmal ve istismar mağduru mu?
·
Yakın
zamanda aile içinde travmatik bir yaşantı oldu mu?
Gibi bilgilerin eğitim öğretim sürecinde öğretmen
tarafından bilinmesinin önemi vardır. Zaten birçok öğretmen bu veriler ışığında
öğrencileri ile ilgili dosyalar bulundurarak, okul rehberlik servisi ve aileler
ile ortak çalışmalar yürütmektedir. Kuşkusuz daha da geliştirilmesi gereken
süreçlerdir. Ancak sorulması gereken sorular vardır.
·
Bakanlığın öğrencilerin
devamsızlık takibi ile ilgili istatistik bilgilere ulaşmak istemesi
anlaşılabilir ancak bu veriler kimlerle paylaşılacaktır?
·
Bu bilgileri öğretmenler
dışında kimler görebilecektir?
·
Bu veriler ne kadar süre
saklanacaktır?
·
Örneğin çocuğun hırsızlık
yaptığına ilişkin bulgular ileride, emniyette ya da söz gelimi üniversitede
yurda yerleştirilme süreçlerinde karşısına çıkacak mıdır?
·
50-60 kişilik sınıflarda
görev yapan öğretmenlerimizin belirlenmiş sınırlı bir zaman aralığı içinde her
öğrenci için 90-100 sorunun olduğu anketleri sağlık değerlendirebilme
şansı var mıdır?
Bu gibi sorulara tatmin
edici yanıtlar almadan bu formların doldurulması öğrencinin özel hayatının
gizliliğine zarar verebilir. Hele ki daha önceden öğretmenlerin ve velilerin
bilgilerinin yetersiz korunarak elektronik sistemden ele geçirilmesinin
örnekleri daha yeni yaşanmışken… Elbette ki öğrencinin devamsızlık
durumunun takipçisi olmak, önüne geçmek, her öğrencinin ilköğretimden diploma
alarak mezun olması adına çalışmalar yürütmek tek tek öğretmenlerimizin
duyarlılığı değil; her bir öğretmenimizin mesleki sorumluluğu ve görevidir. Bu
noktada Bakanlığımızın sorumluluğu öğretmenlerimizi anketör gibi çalıştırarak
bir takım yönergelere maruz bırakıp rapor beklemek değildir.
Çözüm
Getirilmeyen Sorunlara İlişkin Sorular Sorulmasını Maksatlı Buluyoruz!
Anketlerde sorulan kimi
sorulara ilişkin öğretmenlere çözüm yöntemleri tariflenmeye çalışılmışsa da
kimi sorularda ise hiçbir çözüm tarif edil(e)memesi ise dikkat çekicidir.
Örneğin, çocuğun anadilinin ne olduğuna ilişkin bir soru sormakla birlikte,
anadili Türkçe olmayan bir çocuğun eğitimde yaşayacağı güçlükler ve devamsızlık
sorununa dair ne önerildiği belirsizdir. Bu da,
çözüme dönük olarak sorulmayan bu gibi soruların (örneğin, ailenizde kanun ile
ihtilaflı birey var mı? gibi) maksadını sorgulamamıza neden olmaktadır.
Bununla bağlantılı
olarak, çözüm önerisi sunulmuş olan sorun tespitlerinde önerilen çözümler de
muğlak ve yetersiz tanımlanmıştır. Örneğin “çocuğa eğitim desteği sağlanması”
başlıklı bölümde “ek dersler ve yardımcı dersler verme” şeklindeki çalışmalarda
bu derslerin nasıl ve ne zaman verileceği, öğretmen tarafından harcanacak
emeğin karşılığının verilip verilmeyeceği anlaşılamamaktadır.
Öğretmenlere Yeni Bir Angarya mı Getiriliyor?
Bunun yanında
öğretmenlerin mesai saatleri dışında çalıştırılması ve takip süreçlerinde toplu
taşıma aracı gibi giderlerinin olabileceği ortadadır. Bu giderleri kendisi mi
karşılayacaktır? Özellikle zaten ciddi ekonomik sıkıntı içinde ve güvencesiz
çalışan ücretli bir öğretmenin bunu kendi cebinden ödemesi uygulamanın
öğretmene getirdiği manevi külfet kadar maddi külfetini de düşündürmektedir.
Son olarak şuna değinmek
isteriz ki, biz bu halkın öğretmenleri ve eğitim emekçileri olarak yıllardır
öğrencilerin devamsızlık takibini yapmakta ve devamsızlığın yaşadıkları
sorunlarla ilişkisini bularak öğrenciye destek vermekteyiz. Bunu,
mesleğimizin doğal bir parçası olarak kabul etmekte ve uygulamaktayız. Bunun için bize bir “sözleşme”
imzalatılmasını mesleki saygınlığımıza gölge düşüren bir girişim ve devletin bu
konudaki yükünü sırtından atma çabasının bir parçası olarak değerlendiriyoruz.
Zira sorun olarak tanımlanan birçok madde aynı zamanda kendileriyle mücadele
edilecek hükümet politikalarına muhtaçtır. Bunlar yokken ya da yetersizken
öğretmen veli öğrenci üçlüsü ile bunlardan kaynaklanan devamsızlık sorunun
tamamen çözülebileceğine inanmak gerçekçi olmadığı gibi sorumluluk savan bir
tutumdur.
Bu eleştiriler ve
kaygılar doğrultusunda uygulamanın yeniden gözden geçirilmesini ve amacına
uygun, görev ve sorumlulukların net ve muhatabına uygun olarak tanımlandığı,
öğrenci mahremiyetinin korunduğu bir uygulamaya dönülmesini talep etmekteyiz.
Bu Konuyla ilgili olarak MEB’in şu soruları
cevaplandırmasını bekliyoruz;
* Bu tarama
süreçlerinde çocuğa ve aileye ilişkin elde edilen özel bilgiler kimler
tarafından görülebilecek ve ne kadar süreyle korunacaktır?
* Düzce’de
başlatılan “Aile Öğretmenliği Projesi”, ilk ve orta öğretim kurumlarında görev
yapan öğretmenlerin öğrenci velilerinin evlerine, evde yoksa iş yerlerine resmi
bir görevlendirme olmadan ve öğretmenlerin onayı alınmadan gönderilmesi dayatmacı
bir tutum değil midir?
*
ADEY, RİDEF ve Aile Öğretmenliği gibi uygulamalar, öğretmenlerimizi mesai
saatleri dışında angarya ve esnek çalıştırmaya dönük bir adım değil midir?
* Öğretmenlerin bu
takip ve okula kazanım süreçleri ile ilgili gerçekleştirecekleri çalışmalardaki
yol gibi maddi giderleri nasıl karşılanacaktır?
* Bu çalışmalar
süresince ek ders gibi uygulamada öğretmenlerin emeklerinin karşılığı ödenecek
mi?
*Anadilinde
eğitim, mevsimlik tarım işçiliği ve çocuk emeği gibi sorunlarda ülke çapında
üretilmiş çözümler olmadan, öğretmenlerin çabaları ile bunlardan kaynaklanan
devamsızlık sorunlarının çözümü mümkün müdür?
*Kılavuzda
İlçe Risk Takip Kurulu’nun taramanın sonuçlarını “kalite kurulu” gibi
birimlerle paylaşarak strateji geliştirmesinden bahsedilmektedir. Okul
devamsızlıkları ile toplanan veriler “okulun kalitesini ölçme” ve son aşamada
da öğretmenleri “performans
değerlendirme” ve “TKY”
kıskacına sokmaya yardım etmek için mi kullanılacaktır?
Hukuksal ve
İşlevsel olarak sorunlu olduğunu tespit ettiğimiz bu uygulamaya ilişkin
eleştirilerimiz dikkate alınmalı ve
ADEY’in uygulanması durdurulmalıdır. Bu konuda gerekli hukuksal ve
örgütsel girişimlerde bulunacağımız bilinmelidir.