Maden Mühendisleri Oda Başkanı Mehmet TORUN‘un sempozyum açılış konuşması
Hızlı teknolojik gelişmeler bir yandan insanın refahına hizmet ederken, öte
yandan insan hayatı ve çevre için tehlikeleri de beraberinde getirmiştir.
Özellikle sanayileşmenin ve kütle üretim süreçlerinin ön plana çıktığı geride
bıraktığımız 20. yüzyıl; yoğun makineleşme ve üretim sürecine giren yüzlerce
kimyasal maddenin yol açtığı meslek hastalıkları ve iş kazalarının yoğunlaştığı
bir yüzyıl olarak hatırlanacaktır.
Üretim sürecine giren her yeni madde, her yeni makine, araç ve gereç insan
sağlığı, işyeri güvenliği, çevre sağlığı ve çevre güvenliği için tehdit oluşturmaktadır.
Bir bakıma yükselen refahın faturası, insanlığa iş kazaları, meslek
hastalıkları ve çevre kirlenmesi olarak kesilmektedir. Sağlıklı çalışma ortamı
ve çevresi iş barışının, hızlı ve sağlıklı kalkınmanın da ön şartıdır. Çünkü iş
kazaları ve meslek hastalıkları sonuçları itibariyle insan hayatını ve
sağlığını tehdit etmesinin yanı sıra işletmeleri de ağır faturalara mahkum
etmektedir.
Yaşama hakkı en temel insan hakkıdır. ILO kaynaklarına göre her yıl 1.2
milyon kadın ve erkek, iş kazaları ve meslek hastalıkları dolayısıyla hayatını
kaybetmektedir. Yine aynı kaynaklara göre; her yıl 250 milyon insan iş
kazaları, 160 milyon insan ise meslek hastalıkları sonucu ortaya çıkan
zararlara maruz kalmaktadır.
İş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu gerek maddi ve gerekse manevi
kayıplar gelişmekte olan ülkelerin kalkınma çabaları önünde önemli bir engel
teşkil etmektedir. Ödenmesi gereken fatura ise bu ülkelerin Gayrı Safi Milli
Hasılalarının (GSMH) önemli bir bölümünü teşkil etmektedir. Bazı kaynaklarca,
endüstrileşmiş ülkelerde iş kazaları ve meslek hastalıklarının toplam
maliyetinin, bu ülkelerin Gayrı Safi Milli Hasılalarının % 1‘i ila % 3‘ü
oranında değiştiği belirtilmektedir. Ülkemizde ise en iyimser yaklaşımla, iş
kazaları ve meslek hastalıklarının toplam maliyetinin yılda yaklaşık 3 milyar
dolar olduğu tahmin edilmektedir. Bu rakamlardan da anlaşılacağı üzere, iş
kazaları ve meslek hastalıkları sonucu maddi ve manevi kayıplar, ülke ekonomisi
açısından fevkalade önemli boyutlara ulaşmaktadır. Bu nedenle ülkemizde de işçi
sağlığı ve güvenliği alanında çok ciddi tedbirlerin alınması zorunludur. Daha
sağlıklı ve daha güvenli işyeri ortamı, daha verimli bir çalışmanın da ön
koşuludur. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde iş sağlığı ve güvenliği, toplumsal
kalkınmanın belirleyici unsurları arasında yer almaktadır.
Devletin, işçi sağlığı-iş güvenliği alanında araştırma yaptırmaktan, üretim
süreçleri konusunda tarafları bilgilendirmeye, ulusal mevzuatı günün
gereksinimlerini karşılayacak bir biçimde güncelleştirmekten, insan sağlığını
her şeyin üstünde tutarak işyerlerini etkili bir biçimde denetlemesine kadar
pek çok sorumluluğu vardır. İşverenlerin büyük bir bölümü; insanın, çalışanın
korunmasını, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmasını maliyet
unsuru olarak görmektedir. Yasanın, yönetmeliğin zorunlu kıldığı önlemleri
almak, sağlık kurullarını oluşturmak konusunda işverenlerin sorumluluklarını
kendiliğinden yerine getirmeleri beklenmemelidir. İşverenler son yıllarda,
süresi belirli hizmet akti ile işçi çalıştırarak, part-time çalışmayı
yaygınlaştırarak, hızla taşeronlaşarak, fason iş vererek, eve iş verme
sistemini yaygınlaştırarak, işyerlerini ve işçileri küçük birimlere bölmeye ve
sendikasızlaştırmaya çalışmaktadırlar. Bunların sonucu olarak, denetim
zorlaşmakta ve alınması gereken önlemler takip edilememektedir.
Madencilik sektörü; zor, yıpratıcı, yüksek oranda risk taşıyan ve bilgi,
deneyim, uzmanlık ve sürekli denetim gerektiren, dünyanın en ağır iş koludur.
Buna rağmen, madencilik kuruluşlarımızdaki mevcut deneyim birikiminin yok
edilmesi, maden işletmeciliğinin yetersiz, donanımsız ve deneyimsiz kişi veya
kuruluşlara bırakılması; kısa sürede yüksek kar sağlamak amacıyla yapılan
üretim projeleri, hızlı ve yüksek kazanç için yapılan üretim zorlamaları, bir
yandan yetersiz, liyakatsiz kişilerin siyasal amaçlarla kilit mevkilere
atanması ve diğer yandan da kamusal denetimin iyice gevşetilmesi kazaların
kaçınılmaz hale gelmesine neden olmaktadır.
Maden kazaları son yıllarda belirgin olarak artmaktadır. Son 5 yılda toplam
400 maden çalışanı yaşamını yitirmiştir. Maden mühendisi meslektaşlarımız da
söz konusu kazalarda hayatını kaybetmiştir. Bu vesileyle maden kazalarında
yaşamlarını yitiren meslektaşlarımızı ve tüm maden emekçilerini bir kez daha
saygıyla anıyor, yakınlarına sabırlar diliyoruz.
Madenlerin özelliklerine uygun olan işletme yöntemlerinin seçilmediği ve
yeraltı madenciliğinde güvenli bir çalışma ortamının yaratılmasında olmazsa
olmaz unsurlar olan havalandırma, tahkimat ve nakliyat projelerinden birinin
veya birkaçının eksik ya da hatalı yapıldığı gözlenmektedir. Bunlara,
çalışanların çalışma yaşamındaki ekonomik ve sosyal sorunları, eğitimsizlik,
çalışanların ve/veya işi yapan firmaların deneyimsizliği de eklendiğinde,
kazalar bir anlamda kaçınılmaz!! hale gelmektedir.
Kaza riski oranı en yüksek iş kolu olan madencilikte, işçi sağlığı ve iş
güvenliğine yönelik yatırım ve önlemlerin alınması çok önemlidir. Bilim ve
teknolojiden uzak yapılan maden işletmeciliği, gerekli yatırımların yapılmaması,
hızlı ve yüksek kazanç sağlanabilmesi için üretim zorlamaları, çalışanların
örgütsüzlüğü, yoksulluğu ve bunlara bağlı olarak oluşan yetersiz beslenme,
ailesel sorunlar ve benzeri durumlar kazalara adeta davetiye çıkarmaktadır.
Ülkemizde; yüksek risk taşıyan, kuralsız ve denetimsiz çalışan, mühendislik
bilim ve tekniğinden uzak, teknik elemanın gözetim ve denetimi olmaksızın,
tamamen ilkel koşullarda çalışan pek çok maden işletmesi bulunmaktadır. Bu
işletmelerde her an kaza olma olasılığı mevcuttur. Kazaların kader olmadığı,
mühendislik bilim ve teknolojisinin uygulanmasıyla, uygun önlemlerin
alınmasıyla engellenebileceği bilinen bir gerçektir.
Bu değerlendirmeler ışığında görüş ve önerilerimizi paylaşmak istiyorum:
•- Rodövans ve taşeronlaşma uygulamaları yeniden gözden geçirilmelidir.
•-Ucuz işgücüne dayalı ve örgütlenmeyi engelleyen çalışma anlayışı terk
edilmelidir.
•-Ülkemizde; yüksek risk taşıyan, kuralsız ve denetimsiz çalışan,
mühendislik bilim ve tekniğinden uzak, teknik elemanın gözetim ve denetimi
olmaksızın, tamamen ilkel koşullarda çalışan pek çok maden işletmesi
bulunmaktadır. Bu işletmelerde her an kaza olma olasılığı mevcuttur. Bu
nedenlerle; Sektörün özelliği göz önüne alınarak kapsamlı bir risk haritasının
ilgili Bakanlıklarca hazırlanması ve denetimlerin buna göre yapılması
gerekmektedir.
•-Teknik nezaretçi ve iş güvenliğinden sorumlu olan mühendis ücretini,
denetlemek durumunda olduğu işyeri sahibinden almakta olup bu durum mühendisin
işletme ile ilgili kararlarında özgür davranmasını engellemektedir. Bu açıdan,
teknik nezaretçinin ve iş güvenliğinden sorumlu mühendisin özgürce karar
verebilmesi ve görevini layıkıyla yerine getirebilmesi amacıyla, ücretini
oluşturulacak bir fondan alması için gerekli yasal düzenlemeler acilen yapılmalıdır.
•-İşçi sayısına bakılmaksızın tüm maden işletmelerinde yeterli sayıda maden
mühendisi bulundurulma zorunluluğu getirilmelidir.
•-Kazaların önlenebilmesi için bilimsel ve teknik yatırımların yanı sıra,
örgütlenmenin ve sendikalaşmanın önündeki engellerin kaldırılması, çalışma
yaşamı ile birlikte çalışanların sosyal ve ekonomik yaşamlarının da
iyileştirilmesi zorunludur.
•-İşçi sağlığı ve iş güvenliği yatırımları teşvik edilerek desteklenmelidir.
•-İş güvenliği denetiminden birinci derecede sorumlu olan Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, yaşanan iş
kazalarının önlenebilmesi için görevlerini tam olarak yerine getirmelidir.
Yasal mevzuatlarda yapılacak düzenlemelerle denetim mekanizmalarının
güçlendirilmesi gerekirken, çıkarılan yönetmelikte denetimin özelleştirildiği
ve ticarileştirildiği, iş güvenliği mühendislerinin görev, yetki ve
sorumluluklarının net olarak tanımlanmadığı, meslek odalarının görüşlerinin
dikkate alınmadığı görülmektedir. Bu yanlıştan dönülmelidir.
•-Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından çıkarılan İş Kanunu ve
ilgili yönetmelikleri, madencilik sektöründe etkin denetlemenin yapılabilmesi
bakımından yetersizdir ve ciddi sakıncalar içermektedir. Söz konusu mevzuat,
yeniden gözden geçirilerek madencilik sektörünün özellik arz eden sorunları da
göz önüne alınarak yeniden düzenlenmelidir.
•- İş Güvenliği Yasası, meslek odaları ve sendikaların görüşü de dikkate
alınarak çıkarılmalıdır.
•-Sektörün ihtiyaçları doğrultusunda Maden İş Kanunu çıkarılmalıdır.
•-Kaza sonrası organizasyon ve koordinasyonun, Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı bünyesinde kurulacak bir birim tarafından yürütülmesi, buna ilişkin
planlamaların bu birim tarafından geliştirilerek kaza sonrası yaşanan
belirsizliklerin giderilmesi büyük önem arz etmektedir. Söz konusu çalışmaya,
bu konularda ciddi deneyimi olan Maden Mühendisleri Odası da dahil edilmelidir.
•-Kazaların oluşmasına neden olan etkenlerin; ilgili kurum ve kuruluşların
koordinasyonu ile birlikte en kısa zamanda masaya yatırılması ve
çözümlenebilmesi için acil olarak bir eylem planı hazırlanması gerekmektedir.
Ulusal ölçekte oluşturulacak bu yapının; kazaların önlenmesi için gerekli risk
haritalarını çıkarması, gerekli planlamaları ve eğitimleri koordine etmesi, ilgili
yasa ve yönetmelikleri tekrar gözden geçirerek sahanın ihtiyaçlarına uygun
olarak yeniden düzenlemesi ve iş güvenliği kültürünün geliştirilmesi için
çalışmalar yapması gerekmektedir.
•-Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, denetim elemanı olarak yararlanacağı
maden mühendisi kadrolarını çoğaltarak denetimlerini artırmalıdır.
•-Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘nın madencilikten sorumlu birimi olan
Maden İşleri Genel Müdürlüğü‘ne, yasa ile "madencilik faaliyetlerinin iş
güvenliği ve işçi sağlığı ilkelerine uygun yürütülmesini takip etme"
görevi de verilmiştir. Bu kuruluş, madencilik sektörünün ihtiyaçlarına yönelik
olarak yeniden yapılandırılarak, iş güvenliği ile ilgili denetim birimini
oluşturmalı, personel kadrosu gerek nicelik gerekse nitelik bakımından
geliştirilmelidir.
•-Maden Mühendisleri Odası‘nın görevi ve yasal hakkı olan mesleki denetimin
engellenerek üye denetimini yeterince yapamaması da sorunların çözümünü
zorlaştırmaktadır. Bu çerçevede gereken yasal düzenlemeler zaman geçirilmeden
yapılmalıdır.
•-Her işletmede risk değerlendirmesi yapılmalı, değerlendirme sonucunda
çalışması uygun olmayan işletmeler kapatılmalıdır.
Bu düşüncelerle Sempozyumun ülkemize ve sektörümüze katkı koyacağına
inanmaktayız. Sözlerimi bitirirken sempozyumu destekleyen kamu ve özel tüm
madencilik kuruluşlarımıza, bildiri sunarak katkı koyanlara, bizzat katılarak
bizleri onurlandıranlara ve bu sempozyumun gerçekleşmesi için emeği geçen
herkese Yönetim Kurulumuz ve şahsım adına teşekkür ederim.
Mehmet TORUN